بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

31 Ocak 2018 Çarşamba

Hisler




Genellikle insanlar hisler hakkında düşünmeyi çok önemsemezler. Bu şuna benzer, bir insan İstanbul'dan Ankara'ya arabayla giderken benzin alması gerekirken, vakit yok diye almadan devam ederse yolda kalır. İnsanın da kendi hisleri, güçlü zayıf yönleri hakkında zaman ayırıp düşünmesi, hayat yolunda ilerlerken yolda kalmaması, problem yaşamaması için önemlidir.



Toplum Psikolojisi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Timaş

Kitaptan diğer notları okumak için TIKLAYIN

30 Ocak 2018 Salı

İlim




Amr b. Avf merfu olarak rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah (s.a.v.):

"Size iki şey bırakıyorum. Onlara sarıldığınız müddetçe dalalete ve sapıklığa düşmezsiniz. Bunlardan biri Allah'ın kitabı, diğeri benim sünnetimdir" buyurdu.



Ebû Hureyre anlatıyor:

"Birgün Rasûlullah (s.a.v.) mescide geldiğinde ashabın bir adamın etrafını çevreleyip onu dinlediklerini görünce:
- 'Bu kimdir?' diye sordu.
-' Bu adam allamedir,' dediler. Rasûlullah (s.a.v.):
- ' Allame nedir?' diye sordu.
- 'Arapların tarihini, dilini, şiir ve edebiyatı, arapların ihtilaf ettikleri konuları en iyi bilen kimsedir,' dediler. Rasûlullah (s.a.v.);
- 'Bu, bilinmesi fayda ve bilinmemesi zarar vermeyen bir ilimdir, buyurdu.'



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


28 Ocak 2018 Pazar

Empatide "İlk 3 Dakika" Tekniği




Empatinin gelişiminde "İlk 3 dakika tekniği" adı verilen metot kullanılır. Kişi karşısındaki bir insanla ilk 3 dakika içinde empatik iletişim kurabilir. İletişim kurulmaya çalışılan kişiyi tanımaya yönelik, ucu açık sorular sorularak ortak ilgi alanları tespit edilir. İki tarafın da ilgisini çeken, ortak ilgi alanlarını içeren bir konuda konuşma başlatıldığında "İlk 3 dakika tekniği" başarılmış olur.

Genellikle insan ilk karşılaştığı zaman, kendinin başarılarından bahsetmek ister. Bir kimse ilk karşılaştığında karşısındakine kendinden ve kendi yaşadıklarından bahsediyorsa empati yoktur. Bu empatiyi kırıcıdır ve yıkıcıdır. Yine sadece karşı taraftan da bahsediyorsa burada da empati yoktur. Burada kişinin karşı tarafı mutlu etme çabası vardır.



Toplum Psikolojisi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Timaş

Kitaptan diğer notları okumak için TIKLAYIN

27 Ocak 2018 Cumartesi

Nâr İle Nûr, Keramet Ve İstidrâc



Eğer bir kimseden çeşitli harikulade şeyler zuhur edip mesela, semâda kuş gibi uçsa, o kimsenin şeriatine bakılmalıdır. Eğer şeriatten bir noksanı bulunursa, bilmiş olun ki o kişi tarikatten koku bile duyamamıştır. Ondan zuhur eden haller riyazat kuvveti ile istidrâctır. Bu hal ise, keşişlerde bile bulunur. Zira bazı insanlarda riyazat kuvveti (çalışarak) ile keramete benzer bir şeyler zuhur eder. Onun farkı şeriat ile olur. Zira nâr ile nûrun farkı yoktur. Ancak nâr yakıcıdır, yakar. Nurda ise yakıcılık yoktur, yalnız ziyadan ibarettir. O sebeple nâr ile nûrda fark yoktur. Ancak nar, Cenabı Hakkın celal sıfatı olduğu için yakar. Nûr cemal sıfatı olduğu için yalnız şûleden ibarettir. Bu gibi keramet ve istidrâc arasında da fark yoktur. Ancak ölçü şeriattir.



İnsanın En Büyük Düşmanı Nefs Ve Mertebeleri
Osmanlı Yayınevi



Kitaptan diğer paylaşımları okumak için TIKLAYIN.


25 Ocak 2018 Perşembe

Fetva


Yuvacık barajı


Amr b. Dinar anlatıyor:
"Bir adam Hz. Ömer'e:
-'Allah'ın sana ilham ettiği şekilde hükmet,' dedi. Hz. Ömer(r.a.)
- 'Sus, ilham ancak peygambere mahsustur,' dedi.



Abdullah b. Mesud şöyle der:
"Senin görüşün nedir?" diye kimseye fetva sormayınız. Zira sizden öncekiler bu yüzden helak oldular.


Ayağınızın kaymasını istemiyorsanız bir şeyi başka birşeyle kıyaslamayınız. Size bilmediğiniz bir şey sorulduğunda "Allah bilir" deyiniz. Zira "Allah bilir" demek ilmin üçte biridir."



Abdullah b. Mesud şöyle der:
"Hiç bir yıl yoktur ki, ondan sonra gelen yıl ondan kötü olmasın. Halbuki hiç bir yıl diğerinden, hiç bir nesil diğerinden farklı değildir. Fakat bu neslin alimleri bitti mi, o nesil de hayır kalmaz. Bir kavim gelecektir ki, meseleleri birbirine kıyas edeceklerdir. İşte o zaman İslâmiyet bozulur ve parçalanır."



İbn-i Abbas şöyle der:
"İslam dinin kaynakları Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünnetidir. Bu iki şey dışında kim kendi görüşü ile hükmederse, bu davranışını iyiliklerinin arasında mı, yoksa kötülüklerinin arasında mı bulacağını bilmiyorum."


Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


24 Ocak 2018 Çarşamba

Keşke!



"Keşke dünyada asgari bir geçimle yetineydim" demeyen hiç kimse yoktur. Sabah ve akşam yaşadığınız bir durum kalbinizde bir hoşnutsuzluk duymadığınız sürece zarar vermez. Sizden birinin bir ateş parçasını ağzına alıp söndürünceye kadar tutması, hakkında olan birşey için "Keşke olmasaydı" demesinden daha hayırlıdır. 

(Abdullah b. Mesud (r.a.) )




23 Ocak 2018 Salı

Âlimlerin Kıymeti


Âlimlerin Kıymeti


Atâ (R.A.): «Sâid İbn Müseyyeb'i ziyaret ettim ve kendisini ağlar gördüm. Sebebini sorduğumda, kendisinden bir şey sorulmadığı için ağladığını söyledi.» demiştir.

Yine bâzı zevat: «Âlimler zamanın ışıklarıdır. Her âlim kendi asrını aydınlatır ve zamanının insanları onların ışığından aydınlanırlar.» demişlerdir.

Hasan-ı Basri (Allah rahmet etsin) : «Âlimler olmasa insanların diğer canlı varlıklardan farkı kalmazdı. Çünkü onların okutmasiyle insanlar insanlık seviyyesine ulaşırlar.» buyurmuştur.

İkrime : «Bu ilmin bir kıymeti var, deyince; nedir? diye soranlara; Onun kadrini anlayıp koruyacak bir ehline vermektir.» buyurmuştur.

Yahya b. Muâz: «Âlimler, Muhammed Aleyhisselâm ümmetine anne ve babalarından da şefkatlidirler. Çünkü anne ve babaları onları dünyâ ateşinden, Âlimler ise, âhiret ateşinden korurlar.» buyurmuştur.

Denildi ki; «İlim edinmek için riâyet edilecek usûller şunlardır: Sükût edib dinlemek, ezberlemek, bildiğini tatbik etmek ve sonra da başkalarına öğretmektir.»

Yine denildi ki: «Bilmeyene öğret, bilenden öğren ki, bildiğini korumuş ve bilmediğini öğrenmiş olasın.»


İhya-i Ulumuddin
İmam Gazali

İlim Bâbı


22 Ocak 2018 Pazartesi

Dejavu




Diğer bir bellek yanılsaması ise 'dejavu' diye adlandırılan, bir olayı önceden yaşamışlık hissidir.

Dejavu, yeni bir ortamda bulunulduğu halde kişinin daha önce aynı yerde bulunduğunu düşündüren yanlış görsel bellektir. Kişi ilk defa yaşadığı bir olayı önceden yaşamış gibi inanır. Bu tür hafıza bozukluklarında da amaca yönelik davranış bozulur ve şizofreni ortaya çıkar. Böylece insan beyninin bilgi işlem faaliyeti bozulmuş olur.


Toplum Psikolojisi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Timaş


Kitaptan diğer notları okumak için TIKLAYIN


Hz. Ali'nin (k.v.) Tevekkül Anlayışı


Yahya b. Mürre anlatıyor:
Hz. Ali gece mescide giderek teheccüd namazı kılıyordu. Bir gece onu korumaya gittik. Namazını bitirince yanımıza gelerek:
-'Niçin burada oturuyorsunuz?' diye sordu.

-'Seni korumak için geldik,' dedik.

-'Gök ehlinden mi, yerdeki varlıklardan mı?' diye sorunca:
-'Yerdeki varlıklardan koruyoruz,' dedik.

Hz. Ali sözlerine devamla:
-'Hiç bir olay, gökte takdir edilmeden yerde cereyan etmez. Süresi tamam oluncaya dek kişiyi koruyan iki melek vardır. Ne zaman süresi dolarsa o iki melek onu kaderine teslim ederler. Benim önümde Allah tarafından konulan koruyucu bir kalkan vardır. Ecelim geldiği vakit ortadan kalkacaktır. Şunu bilin ki, kişi, başına gelecek bir şeyin mutlaka onu bulacağına, başına gelmesi takdir edilmeyen bir şeyin onu arasa bile bulamayacağına inanmadıkça imanın tadına varamaz,' dedi.



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları



21 Ocak 2018 Pazar

Nefs-i Levvâme




Eğer, Cenab-ı Hakkın ihsan-ı ilahisi yaver olur, mürşid-i kâmilin himmet ve kuvve-i kudsiyyesi berekâtı ile ruh-u hayvani, sıfat-ı emmârelikten çıkıp sıfat-ı levvameliğe dahil olursa, ruh-u hayvani, ruh-u sultaniliğin bir derece hükmü altına girip biraz emrine bağlanır. Yani bir miktar ruh-u sultaninin sıfatı ile muttasıf olup kendinden sudûr eden günahlara pişman olmaya başlar. Lâkin, yine eline fırsat geçince tahammül edemeyerek tekrar günah işler.



İnsanın En Büyük Düşmanı Nefs Ve Mertebeleri
Osmanlı Yayınevi



Nefs-i emmare ile ilgili yazıyı okumak için TIKLAYIN.




19 Ocak 2018 Cuma

Vakıa Suresi



ABDULLAH B. MESUD UN TEVEKKÜL ANLAYIŞI

Ebû Zabye anlatıyor:
Abdullah b. Mesud, vefatına sebep olan hastalığa yakalandığında Hz. Osman kendisini ziyaret ederek:
-'Şikayetin nerenden?' diye sordu. Abdullah b. Mesud:
-'Günahlarımdan,' dedi.

'Ne arzu ediyorsun?' diye sorduğunda:
-'Rabbimin rahmetini,' dedi.

Hz. Osman, 'Sana bir doktor çağıralım mı?' diye sorduğunda Abdullah b. Mesud:
-'Beni hasta eden zaten doktordur,' dedi.

Hz. Osman, Sana bir miktar maaş bağlanmasına izin verir misin?' diye sorduğunda,
-Maaşa ihtiyacım yoktur,' dedi.

Hz. Osman, 'Senden sonra kızlarına verilir' dediğinde, Abdullah b. Mesud:
-' Sen kızlarımın fakir olacaklarından mı korkuyorsun? Ben onlara her gün Vakıa suresini okumalarını emrettim. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.)'ın: "Her akşam Vakıa suresini okuyan kimse, asla geçim sıkıntısı görmez" buyurduğunu işittim,' dedi.



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


17 Ocak 2018 Çarşamba

Fazîlet Nedir?


Atlar


Fazilet, «fazl» kökünden gelir; ziyâdelik, artma ve çoğalma mânâsına, fazlalık demektir. Bir hükümde ortak olan iki şeyden birisine hâs bir ziyâdelik olursa, işte bunun diğerine fazileti var denir ki, bu ziyâdelik onun kemâli olur.

Meselâ: At, merkebten efdaldır, denildiği zaman, bunların yük taşımakta ortak oldukları, fakat atın daha ağır yük taşımakta, düşmana saldırmakta, koşup kaçmakta ve güzellikte merkepten üstün ve kemâlli olduğu anlaşılır. Hattâ attan büyük bir merkeb kabul edilse, yine bir değer taşımaz. Çünkü bu ziyâdelik vücûd bakımındandır ki, bir kemâl sayılamaz. Hayvan cismiyle değil, vasıflarıyla değerlenir. Bu izahatı anladınsa, atta diğer hayvanlara nisbetle fazilet olduğu gibi, diğer sıfatlara nisbetle de, ilmin bir fazilet olduğunu anlayacağından şübhe edilmez. Atın hızlı gitmesi bir kemâl değil, belki atta ayrı bir hususiyet ve üstünlüktür. Amma ilim, zâtında hiç bir şeye nisbet edilmeksizin mutlak bir fazilet ve kemâldir. Çünkü ilim, Allahu Teâlâ'nın kemâl sıfatı, melek ve peygamberlerin şerefi ve mutlak bir fazilettir. Akıllı atın, ahmak attan daha hayırlı olması keyfiyeti, hiç bir şeye izafe edilmeksizin ale'l-ıtlak onun fazileti olması gibi.



İhya-i Ulumuddin
İmam Gazali

İlim Kitabı


Hz. Ali'nin (k.v.), Ebû Esved Ed-Düveli'ye Kur'an'ı Harekelendirmeyi Emretmesi




Sa'saa b. Sahan şöyle anlatır:

"Bir bedevi Hz. Ali'ye gelerek:
- Ya Emirel-Müminin, sen şu ayeti nasıl okursun? "La yekulüh ille'l-hatun" Çünkü ayetin zahiri manasına bakılırsa: "Her adım atan o kanlı irini yer" Ya Emire'l-müminin hiç adım atmayan insan var mıdır? deyince,

Hz. Ali gülümseyerek:
- 'Sen kelimeyi yanlış okuyorsun. "hatun" değil, "haitun"dur. Yani "cehennem de kanlı irini ancak günah işleyenler yer" dedi.

Bedevi:
- 'Doğru söylüyorsun, çünkü Allah kuluna haksızlık etmez, dedi.

Hz. Alî yanında bulunan Ebû Esved ed-Düveli ye dönerek:
- 'Arap olmayanlar topluca İslâm'a girdiklerinden araplara karışmışlar, bu yüzden Arap dilini yanlış telaffuz etmeye başlamışlardır. Öyle bir şey icad etki, halk onunla dillerini koruyabilsin,' dedi. Bunun üzerine Ebû Esved yazıyı harekelendirdi.



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


16 Ocak 2018 Salı

Neden Gülüyorsunuz?




Ümmü Musa (r) anlatıyor:

Hz. Ali'yi (r.) şöyle söylerken duydum:

Rasulullah (s), Abdullah Bin Mesud (r)'e ağaca çıkıp, ondan kendisine meyve getirmesini emretti. Abdullah Bin Mesud (r) ağaca çıkınca ashap bacaklarına bakıp onların inceliğine güldüler. Bunu duyunca Hz. Peygamber (s) buyurdu ki:

"Neden gülüyorsunuz? Abdullah'ın ayağı hesap günü, mizanda Uhut dağından daha ağırdır."



Edebül Müfred
İmam Buhari



Kitabı BURADAN indirebilirsiniz.



14 Ocak 2018 Pazar

Rasûlullah'ın Müslümanları Telaşlandırmayı Yasaklaması



Akabe Antlaşmasında ve Bedir Savaşında bulunan Ebû'l-Hasen rivayet ediyor:

"Rasûlullah'ın yanında oturuyorduk. Adamın biri kalkıp giderken ayakkabılarını orada unuttu, bir başkası da ayakkabıları alarak üstüne oturdu. Adam biraz sonra dönerek:

-'Hani benim ayakkabılarım?' diye sordu. Oradakiler:
-'Biz görmedik' deyince, adam bir hayli telaşlandı. Sonra ayakkabıların üzerine oturan adam:
- İşte burada!' dedi. Bunun üzerine Rasûlullah(s.a.v.):
-'Müslümanları korkutup telaşlandırmak nasıl olur?' deyince, Adam:
-Ya Rasûlullah, şaka olsun diye yaptım,' dedi. Rasûlullah(s.a.v) iki-üç defa:                         
-'Müslümanı telaşlandırmak, ne kötü şeydir' buyurdu."




Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


Yemeğin Farz, Sünnet Ve Edepleri




Denilir ki, yemekte dört şey farzdır:

1- Ancak helâl'den yemek,

2- O nimetin Allâhü Teâlâ hazretlerinden olduğunu bilmek,

3- Yediklerine râzî olmak,

4- Allâhü Teâlâ hazretlerine asla isyan etmemektir; bu yemeğin kuvveti kendisinde olduğu müddetçe (o kuvvetle günah işlememektir...)



Yemekte dört şey sünnettir:

1 - Yemeğin başında besmele çekmek,

2- Yemeğin sonunda Allâhü Teâlâ hazretlerine hamd etmek,

3- Yemekten önce ellerini yıkamak ve yemekten sonra ellerini ve ağzını yıkamak,

4- Yemekte otururken (eğer yer sofrasında ise) oturma esnasında, sol ayağını yere koyup sağ ayağını dikmektir...



Yemekte dört şey edeplerdendir:

1 - Kendi önüne gelen taraftan yemek,

2- Lokmalarını küçük yapmak,

3- Yemekleri tam çiğnemek,

4- Yemek esnasında başkasının lokmalarına (ve ağzına) bakmamaktır...



İki şey şifâ'dır:

1- Sofraya dökülen ekmek kırıntılarını yemek,

2- Tabağı sünnet etmek...



Yemekte iki şey mekruhtur:

1 - Yemeği koklamak,

2- Yemeğe üflemektir.



Sıcak Yemek

Yemeği sıcak olarak yememelidir. Yemeği soğutup öyle yemelidir.





Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi

12 Ocak 2018 Cuma

Gülmek




Hz. Aişe (r) anlatıyor:
Ben hiçbir vakit Rasulullah (s)'ı küçük dili görünecek şekilde gülerken görmedim. O, sadece gülümserdi. Allah Rasulü (s) bir bulut ya da rüzgar görünce hoşlanmadığı yüzünden belli olurdu. Bunun üzerine Hz. Aişe:

"Ya Rasulallah! İnsanlar bir bulut görünce içinde yağmur olur ümidiyle sevinirler. Oysa bulutu gördüğünüz zaman sizin hoşlanmadığınızı görüyorum" diye sordu. Rasulullah (s) şöyle buyurdu:

"Ya Aişe! O buluttan olan azaptan beni koruyacak olan nedir? Bir kavim rüzgarla cezalandırılmıştı. Oysa o kavim azabı görünce şöyle demişti: İşte bu bize yağmur getiren bir buluttur."


***

Ebu Hüreyre (r), Rasulullah (s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Az gül, zira çok gülmek kalbi öldürür."


***

Ebu Hüreyre (r)'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s) şöyle buyurdu:
"Çok gülmeyin; zira çok gülmek kalbi öldürür."


***

Ebu Hüreyre (r) anlatıyor:
Rasulullah (s) ashabından hem konuşan, hem de gülen bir cemaatın yanına varınca şöyle buyurdu: "Hayatım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer siz, benim bildiğimi bilseydiniz, az gülerdiniz ve çok ağlardınız."

Sonra Rasulullah (s) cemaatın yanından ayrıldı. Ardından cemaat ağladı. Daha sonra Yüce Allah Rasulullah (s)'a şöyle vahyetti.
"Ya Muhammet! Kullarımı niçin ümitsizliğe sevkediyorsun?" Rasulullah (s) hemen cemaatın yanına döndü ve buyurdu ki:
"Müjdeleyin, doğru söyleyin ve orta yolu takip edin."



Edebül Müfred
İmam Buhari

Motif Yayınları


11 Ocak 2018 Perşembe

Nefs-i Emmare




Malum ola ki nefsin birinci mertebesi emmaredir. Onun ehli hayvan gibidir. Belki daha şiddetlidir. Zira o kimsenin ruh-u sultanîsi nefsi emmarenin esiridir. Bu halde kaldıkları için ekserisi son nefeste imansız gidip ebedi cehennemde kalırlar. İmanla gidebilenleri ise, azaba layık ve müstehak olurlar. İşte bu nefsi emmare, bütün kâfir, münafık ve fâsıkların nefisleridir ki, ona ruh-u şeytani ismi verilir. Bu kimselerin ruh-i hayvanîleri, ruh-u sultanilerini tamamen esir etmiştir. Onun için ekserisi imansız giderler.


---


Kırk gün günahkar iken bir gün tevbekar oluruz. Allahü Teala gafurur rahimdir, kulunun kusurunu afv eder. Su bulanmayınca durulmaz; bir gün olur ki bunların cümlesine tevbe ederiz, bâkî ömrümüzü ilahi emirlerle ifna ederiz. Şimdi gençliğimiz var, bu dünyanın neye tahammülü var, şimdi biraz cümbüşte bulunalım, sonra ihtiyar olduğumuz vakitte tevbekar ve müstağfir oluruz. Haramı, haramdır diyerek işlemek, küfrü icab etmez. Tevbesiz bile olsa, Allah'ın şanından değildir bize azab etmek. Sen de gün bugün, saat bu saat, sonunu düşünen bu alemde bir şey yapamaz. Bu kadar Allah'ın va'di kerimleri var iken, bizi cennetten mahrum eder mi? Hâşâ... diyerek birbirini teselli edip, türlü türlü fasit deliller ve müjdeye dair ayet-i kerimeler ile kendilerine teselli vererek, bütün müharrematı işlerler. Eğer bir fakire bir miktar sadaka verseler veya bunun gibi küçük bir iyilik yapsalar, o zaman Cenab-ı Hak cennetin anahtarlarını kendilerine teslim etmiş kadar öğünürler.



İnsanın En Büyük Düşmanı Nefs Ve Mertebeleri
Osmanlı Yayınevi




10 Ocak 2018 Çarşamba

Dili Değiştirilen Toplumlar



Mesela toplum yaşadığı çeşitli travmadan dolayı dilini unuttuysa ya da dili değiştirildiyse - birden bire İngilizce yerine Fransızca konuşmaya başladıysa- o toplum afazik kalır. Toplumun dili yasaklandığında, dilinin ifadesi bozulduğunda, kendi dilini günlük yaşantısında kullanmaz hale geldiğinde, çocuğuna dilini öğretemediğinde o toplum kültürel olarak afazikleşmiş olur. Bu nedenle etnik travmalarda, etnik temizliklerde, etnik ayrımcılıkta, bazı etnik grupların yok edilmesinde dilin öğrenilmesi engellenir. Dilini ifade etmesi, şarkıya dökmesi, çocuğuna Öğretmesi, günlük yaşantısında kullanması engellenir. Bu engelleme toplumu kültürel olarak travmatize eder. Bunun sonucunda o toplum bu travmayı benimserse kültürel kimliğini kaybeder, benimsemezse çatışma yaşanır.

Dilini kullandırmama, bir insanı veya toplumu afazik yapma planıdır. Dilin kullanılmasına engel olmak bir bakıma o kişiyi asimile etmektir. İnsan sembollerle ve kavramlarla düşünür. Konuşma sırasında kavramlar formüle edildikten sonra kullanılır. Afazide kavramların formüle edilmesi bozulduğu için kişi söylemek istediğini söyleyemez. Böylece anlatmak istediklerinin anlamı bozulmuş olur. Dili değiştirmek bir bakıma kavramı değiştirmek anlamına gelir; kavramın da değişmesi insanı afazikleştirmeye götürür.



Afazi Hastalığı Nedir?

Afazi, tıpta kişinin konuşamaması ve konuşulanları anlayamaması olarak ifade edilen bir hastalıktır.
Beynin heceleme ve sözcük üretmeyle ilgili alanın çalışmaması sonucu beyin sözcük üretemez ve sözcüklere anlam katma eylemini gerçekleştiremez. Bu eylemin üç boyutu vardır:
1. Kelime üretme,
2. Kelimelere anlam katma,
3. Kelimelere duygu katma.

Bu üç boyutun bir arada olabilmesi için beynin yaklaşık 3/4'ünün çalışması gerekir. İnsanın en Önemli fonksiyonlarından biri konuşmasıdır. Konuşma, insan beyninin alt yapısının buna müsait olarak yaratılmasından dolayı diğer canlılara göre çok daha büyük bir beyin fonksiyonu olarak karşımıza çıkmaktadır. Konuşmayı öğrenebilme, soyut düşünceyi geliştirebilme eğilimi insan beyninde alt yapı olarak mevcuttur. İnsanoğlunun beynindeki bağlantılarda kopma olduğunda afazi ortaya çıkar. Kopmanın yerlerine göre afazi türlere ayrılır.




Toplum Psikolojisi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Timaş

Kitaptan diğer notları okumak için TIKLAYIN

9 Ocak 2018 Salı

Nuh Aleyhisselam Ve Yaşlı Kadın


İznik / Boyalıca



Hikâye olundu:

Yaşlı bir kadın Nuh Aleyhisselâma uğradı. Nuh Aleyhisselâm da gemi yapıyordu. Kadın mü'mine idi. Kadın Nuh aleyhisselâma ne yaptığını sordu. Nuh Aleyhisselâm:

-"Allâhü Teâlâ hazretleri yakında kâfirleri tufan ile helak edecek ve müminleri bu gemiyle kurtaracak..' dedi,

Bunun üzerine o yaşlı kadın, tufan vakti olduğu zaman, kendisine haber vermesini ve mü'minlerle beraber gemiye binmesi için Nuh Aleyhisselâma vasiyette bulundu.

Tufan vakti olduğunda; Nuh Aleyhisselâm insanları ve mahlukatı gemiye bindirmekle meşgul oldu. O yaşlı kadının vasiyetini Allâhü Teâlâ hazretleri ona unutturdu. Kadın gerçekten ondan çok uzak idi. Sonra kâfirlerin helak olması ve mü'minlerin kurtulması konusunda olanlar oldu. Gemiden çıktılar. Bu yaşlı kadın Nuh Aleyhisselâmın ziyaretine geldi. Kadın Nuh Aleyhisselâma;

-"Ey Efendim! Nuh Aleyhisselâm! Sen bana yakında tufanın vaki olacağını söylemiştin! Daha vakti yaklaşmadı mı?" diye sordu. Nuh Aleyhisselâm:

-"Tufan vaki oldu. Allah'ın emri hakikaten yerine geldi." dedi.

Ve kadının işine taaccub etti. Allâhü Teâlâ hazretleri o yaşlı kadını kendi evinde gemiye binmeksizin tufandan kurtarmıştı. Ve hem de bu kadın asla tufanı görmemişti.

İşte Allâhü Teâlâ hazretlerinin mü'min kullarına himaye ve koruması böyledir...



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi



7 Ocak 2018 Pazar

Takdir-i İlâhi




"Kim Allah'ın takdirine boyun eğerse, o kader cereyan ettiği müddetçe sevap kazanmış olur. Allah'ın takdirine boyun eğemeyen de, kader cereyan ettiği müddetçe günah kazanmış olur."

(Hz. Alî r.a.)





6 Ocak 2018 Cumartesi

Borç




Hoca, bir ara, zeytin satmaya heveslenmiş. Bir küfe zeytin alarak pazarda satmaya başlamış. Kadının biri zeytin küfesine yaklaşıp fiyatını sormuş ve zeytini pahalı bulmuş.

Hoca: “Hele bir tane ye de tadına bak!... “ demiş.

Kadın: “Baksam ve beğensem bile peşin para ile alacak değilim.” deyince, Hoca: “Canım sen yabancı mısın? Rahmetli kocanla dostluğumuz vardı. Ne olacak, sonra verirsin parasını! Lakin şu zeytinden bir tane tat da gör!..” demiş.

Kadın ise nazlanmakta devam etmiş: “İmkânsız, bugün oruçluyum. Üç yıl önce Ramazan’da hastalanmıştım da bir hafta oruç tutamamıştım. Bugünlerde o borcumu ödüyorum.”

Bu söz üzerine Hoca, başını sallamış:

“Haydi, güle güle git! Ben vazgeçtim bu alışverişten. Zira Allah'a olan borcunu üç yıl sonra ödeyen bir kimse, kulun zeytin borcunu kim bilir ne zaman verir!... “



5 Ocak 2018 Cuma

Rasûlullah'ın Zikir Ve Duaları Öğretmesi




Hz. Ali (r.a.) anlatıyor:

"Ya Ali, sana beş bin koyun mu vereyim, yoksa dünya ve ahiretin için yararlı olan beş kelimeyi mi öğreteyim?' dedi.
- "Ya Rasûlullah, beş bin koyun fena değil, ama ben o beş kelimeyi öğretmeni istiyorum,' dedim.

Rasûlullah(s.a.v.):
- 'Allah'ım günahlarımı affet, ahlakımı güzelleştir, bana helal kazanç nasib et, beni verdiğin rızka kanaatkar kıl ve kalbimi haram kıldığın şeylere meylettirme, de' buyurdu.



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


4 Ocak 2018 Perşembe

Komşu




İyi Komşu

Nafi Bin Abdulharis (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Geniş ev, salih komşu ve itaatkar binek müslüman kişinin mutluluğundandır."


Kötü Komşu

Ebu Hüreyre (r.a.), Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle dua ettiğini rivayet etmiştir:
"Allahım! Daimi ikamet yeri olan ahirette kötü komşudan sana sığınırım. Çünkü dünyadaki komşu değişir."

Ebu Musa (r.a.)'dan Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Adam, komşusunu, kardeşini ve babasını öldürmedikçe kıyamet asla kopmaz."


Edebül Müfred
İmam Buhari

Motif Yayınları


Rasûlullah'ın Kendisinden Zina Müsadesi İsteyen Gençle Tatlı Dille Konuşması




Ebû Ümame anlatıyor:

Kureyş kabilesinden bir genç, Rasûlullah'a gelerek;
- Ya Rasûlullah, zina için bana izin ver, dedi. Orada bulunanlar gence dönerek:
- Sus, sus! deyip onu azarladılar.

Rasûlullah gence:
- Yaklaş, dedi. Genç yanına yaklaştıktan sonra:
- Herhangi biri senin annenle zina ederse, hoşuna gider mi? dedi

Genç:
- Hayır, vallahi! Canım sana feda olsun, dedi.

Rasûlullah:
- İşte sen bunu nasıl istemiyorsan, başkaları da annelerinin zina etmelerini istemezler. Senin kızın zina etse, hoşuna gider mi? dedi.

Genç:
-  Canım sana feda olsun, hayır, Ya Rasûlullah, dedi.

Rasûlullah:
- İşte başkaları da bundan hoşlanmıyorlar. Kızkardeşinin zina etmesinden hoşlanır mısın?

Genç:
- Canım sana feda olsun! Hayır, ya Rasûlullah, dedi.

Rasûlullah:
- Başkaları da bundan hoşlanmazlar. Halanın zina etmesinden hoşlanır mısın? dedi.

Genç:
- Canım sana feda olsun, hayır, ya Rasûlullah! 'dedi.

Rasûlullah:
- Başkaları da bundan hoşlanmaz. Teyzenin zina etmesinden hoşlanır mısın? dedi.

Genç:
- Canım sana feda olsun! Hayır, ya Rasûlullah, dedi.

Rasûlullah;
- Başkaları da bundan hoşlanmaz, dedi ve elini gencin üzerine koyarak:
- Allah'ım bu kulunun günahını bağışla, kalbini kötülüklerden arındır ve onu fuhuştan koru, diye dua etti.

Ebû Ümame diyor ki. "Bundan sonra gencin dönüp bir kadına baktığı görülmedi."

Ebû Ümame anlatıyor:
"Rasûlullah konuştuğu zaman, iyice anlaşılsın diye sözünü üç defa tekrarlardı."





Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


2 Ocak 2018 Salı

Âlime Nasıl Davranılır?




Hz. Ali (r.a.) şöyle der:

"Alime çok soru sormaman, güç soruları ona yöneltmemen, cevap vermek istemediği zaman onu zorlamaman, senden ayrıldığı zaman ona yapışmaman, elinle ona işaret etmemen, kaş göz hareketleriyle onunla eğlenmemen, onun meclisinde soru sormaman, yanıldığı zaman acelecilik edip onu utandırmaman, ona: "Falan adam senin gibi demiyor" dememem, herhangi bir sırrını ifşa etmemen ve onun yanında herhangi bir kimseyi çekiştirmemen, yanında veya arkasında onun şeref ve onurunu koruman, içinde bulunduğu cemaate selam verirken özellikle onun hatırını sorman, onun karşısında edeblice oturman, bir işi olduğu zaman herkesten önce onun hizmetine koşman ve onun yanında çok oturmaktan usanmaman alimin haklarındandır.

Zira o hurma ağacına benzer. Ondan sana ne zaman meyve düşeceğini bekleyeceksin. Alim, Allah yolunda oruç tutarak cihad eden kimsenin seviyesindedir. Alimin ölümüyle kıyamete kadar kapanmayacak bir boşluk olur. İlim öğrenen talebe öldüğü zaman gökteki yetmişbin melek onun cenazesinde hazır bulunur."




Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları