بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

31 Aralık 2017 Pazar

Riyâ Edenlerin Misâli



Taat ve ibadetini riyâ (gösteriş) ve sum'a (desinler) diye amel eden kişinin misali, kesesine (altın yerine) çakıl taşları doldurarak (veya para cüzdanını para yerine değersiz kağıtlarla doldurup) pazara çıkan adamın hâli gibidir. İnsanlar onun şişkin kesesini gördükçe:

- Bu adamın kesesi ne kadar dolu ve şişkindir. Demek ki bu çok zengin bir adam!

Bu kişiye, insanların bu şekilde konuşmalarından başka asla bir fayda ve cüzdanında değersiz kağıtlardan ona bir menfaat gelmez. Eğer bu çakıl taşlarıyla bir şey almaya kalkışırsa, ona hiçbir şey vermezler.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi

Geldiğimiz Nokta



Bir kere bilimsel bilgi daima geçicidir: Sürekli gözden geçirme süreci içinde hangi inancın tutunacağı, hangisinin geçersiz kılınacağı belli değildir. Yüzyıl başında OxfordIu tıp doktoru Sir William Osler'ın yeni mezun doktorları uyarırken söylediği gibi: "Beyler, size şunu söylemek isterim ki, öğrendiğiniz şeylerin yarısı yanlış ve o yarının hangisi olduğunu bilmiyoruz."



Bilinç Kullanım Kılavuzu
Adam Zeman



Müfred Not: Kitabın tamamını okumaya tahammül edemedim doğrusu. Fazla karışık geldi. Fakat bu alıntıyı da paylaşmadan edemedim. Doktorların acziyetlerini görmeleri hoşuma gitti belki de. :)
Hakiki bilgi kaynağının ne olduğu ise malum.



30 Aralık 2017 Cumartesi

Zühd Ve Şükür




"Sizden biri Allah için dünya zevkinden yüz çevirirse, Allah ona, hiç ummadığı bir yerden o zevkten daha üstün bir zevk verir. Yine bir nimeti önemsemeyip kötüye kullanırsa, Allah o nimeti hiç beklemediği bir şekilde ondan alır ve ummadığı bir takım darlık ve zorluklarla karşılaştırır."

(Ubey b. Ka'b r.a.)






29 Aralık 2017 Cuma

İslam Gemisine Binelim, Kâfirlerle Beraber Olmayalım


Hûd Suresi




Yani geminin hareket etme vakti demektir.


Geminin durması, hapsedilmesi ve (olduğu yerde) sebat etmesi anında Allah'ın ismiyle, deyin.





Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi



Müfred Not: Bu ayetin bir kısmı yolculuk esnasında taşıtlara binerken de dua olarak okunur. Şu şekilde:

"Bismillahi mecrâhâ ve mürsâhâ. İnne Rabbî le ğafûrurrahîm."


28 Aralık 2017 Perşembe

Selam



Kişi eğer içinde hiç kimse olmayan bir eve girerse o zaman;

"Es-selâmü aleyna ve alâ ibâdillahis-sâlihîn"
"Selam bizim üzerimize olsun ve Allah'ın sâlih kulları üzerine olsun." desin. Bu durumda muhakkak ki melekler, onun selamına mukâbele ederler.




Kimlere Selam Verilmez?

Kişi tanıdığı veya tanımadığı bütün ehl-i İslam'a selam verir. Ancak:

1- Tavla oynayana

2- Satranç oynayana

3- Teganni yapana

4- Şarkı türkü söyleyene

5- Def-i haceti için oturana

6- Güvercin uçurana

7- Hamamda çıplak olana

8- Hamamın dışında çıplak olana selam verilmez.




Camide Selam

Tesbih çekmek, dua okumak, evrad-ü ezkar okumak, Kur'an-ı Kerim okumak, namazı beklemek ve benzeri ibadet ile meşgul olmak için mescide girip orada oturduğu zaman kendisine selam verilmez ve bu kişi selama mukabelede bulunmaz.



Selama Karşılık Verilmeyen Yerler

1- Hutbede iken

2- Cehri olarak Kur'an-ı Kerim okurken

3- Hadis-i şerif rivayet ederken

4- İlim tedrisatında iken

5- Ezanda

6- İkamet okurken

Kafirlere ve bid'at ehline de selam verilmez.

Zımmî selam verdiğinde sadece "aleyke" denir.




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi



27 Aralık 2017 Çarşamba

Hz. Ömer'in (R.A.) Malı Reddetmesi



Rasûlullah Hz. Ömer'e bir hediye göndermişti. Hz. Ömer onu kabul etmeyince Rasûlullah (s.a.v.):
- "Niçin kabul etmedin?' diye sordu.

Hz. Ömer (r.a.):
-Ya Rasûlullah! Sen bize: "Sizin için en iyisi, kimseden bir şey almamaktır" demedin mi?' dedi.

Rasûlullah(s.a.v.):
- "Benim söylediğim, sizin istemenizdir. Fakat siz istemeden birisi size bir ikramda bulunursa, o Allah'ın size göndermiş olduğu bir rızıktır buyurdu.

Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.):
- "Allah'a yemin ederim ki, bundan sonra hiç kimseden bir şey istemeyeceğim ve bana verilen bir şeyi de asla reddetmeyeceğim." dedi.



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


26 Aralık 2017 Salı

Yılbaşı Vs. Kutlamadan Önce Bu Yazıyı Okuyun!


Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.


İkinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri buyuruyorlar ki:

“İki dîni tasdîk eden (İslâm'dan başka hak din olduğuna inanan) kişi şirk ehlinden sayılır.

İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden de müşriktir.

Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak) İslâm'ın şartıdır, şirk şâibesinden sakınmak tevhiddir...

Hindûların büyük bildikleri günlere hürmet etmek, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak küfrü îcâp ettirir. Nitekim bazı câhil Müslümanlar, bilhassa kadınlar, kâfirlerin belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merâsime tam mânâsı ile îtinâ ve îtibâr ederler.

İslâmda bunların hepsi şirk ve küfürdür.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 3 /m. 41)

“Bir kere, bir hastanın ziyâretine gitmiştim. Ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman kalbini şiddetli zulmet içinde gördüm... Bu zulmetin kalkması için ne kadar teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde gizli bulunan küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların sebebi küfür ehlini dost edinmesindendir.

Bana mâlum oldu ki bu zulmetlerin kalkması için teveccüh etmek, yerinde bir iş değildir. Zîrâ onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezâsı olan cehennem azâbına bağlıdır.

Ve bana mâlum oldu ki, onda zerre miktarı îmân mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.

-Ebedî veya muvakkat (geçici)- cehennem azabı küfre ve küfür sıfatlarına mahsustur. Muvakkat cehennem azabı küfür sıfatının cezası, ebedî cehennem azabı ise küfrün cezasıdır. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/m. 266)



25 Aralık 2017 Pazartesi

Dilin Âfetleri



Dilin âfetleri özetle yirmi tane olup şunlardır:

Mâlâyâni (kendisini ilgilendirmeyen söz), fazla konuşma, bâtıl ve boş konulara dalma, tartışma ve mücadele, birbiriyle çekişme, konuşmada yapmacık sözlerle edebiyat yapma, çirkin söz, küfür ve kötü konuşma, lanet okuma, faydasız şiir, boş şaka, alay etme, eğlenme, başkasının gizli hallerini yayma, yalandan söz verme, yalan konuşma, yalan yere yemin etme, gıybet, nemîme (laf getirip götürme), iki tarafa farklı konuşma, yağcılıkla övme, söylenen sözü anlamada hata edip meramı yanlış nakletme, Allahu Teâlâ'nın sıfatları hakkında insanların akıllarının ermeyeceği konularda soru sorma.


Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Müfred Not: Bu konunun açıklaması 90. sayfadan itibaren okunabilir.

Kitabı BURADAN indirebilirsiniz.



24 Aralık 2017 Pazar

Mikelanj Fenomeni



'Mikelanj fenomeni' diye adlandırılan olgu, bir heykeltıraşın taşı yontması gibi insanların da zaman içerisinde birbirlerinin biyolojik yapıları üzerindeki etkinliklerini gösterir. Bu olayın biyolojik temelini şöyle açıklayabiliriz:

Yapılan araştırmalar, birbirini seven ve aynı evde oturan iki insanın yüz çizgilerinin birbirine benzer olduğunu gösterir. Birbirini seven iki insanın yüz hatlarının çizgileri, mimik ve jestleri birbirine çok benzediği için gülüş tarzları da çok benzer. Evliliklerle ilgili tahmin çalışmaları, yüz çizgileri birbirine benzeyen çiftlerin boşanma riskinin, benzemeyenlere oranla daha düşük olduğunu gösterir. Mikelanj fenomeninde sanatçının heykeli yontması gibi, bir arada bulunan iki kişi de sevdiğinin beyninde yontma yapmaktadır. Kişi hiç farkında olmadan karşı tarafın üzerinde sevgi oluşturarak kendini kopyalatır, daha sonra kemikleşerek yüz ifadesine yansır. Beyindeki networkta yol yaparak -bir çeşit yontarak- kalıcı hale gelir. Birbirini seven ve birbirine yakın olmuş iki kişinin zevkleri, yürüyüşleri, el tutuşları, konuşmaları aynı olur. Aralarında paylaşım ve birliktelik, dostluk ve arkadaşlık boyutunu oluşturur ve kalıcı hale getirir. Bu romantizmden daha yüksek bir durumdur. Bu kalıcı durum beyinde nöroplastisiteyle ilgilidir.



Toplum Psikolojisi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Timaş

22 Aralık 2017 Cuma

Düşmanların En Zararlısı




Senin nefsinden sakınman gerekir. Hiç şüphesiz nefis, düşmanların en zararlısıdır. Onu tedavi etmek en zor şeydir; çünkü o, içerdeki bir düşmandır. Hırsız ev halkından biri olunca, ona karşı çare bulmak çok güçtür ve onun zararı çok büyüktür. Bir de şu var ki, nefis sevilen bir düşmandır, insanın, sevdiği kimsenin ayıplarına karşı gözü kördür; nerdeyse onun hiçbir ayıbını görmez, kusurunu farketmez.



Hak Yolun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN indirebilirsiniz.


21 Aralık 2017 Perşembe

Ana-Babaya İyilik ve Saygı




Yüce Allah buyuruyor:
"Biz insana, ana ve babasına iyilik yapmasını emrettik." (Ankebut, 8)



Ata Bin Yesar anlatıyor:

İbn-i Abbas'a bir adam gelerek dedi ki: "Ben bir kadına talip oldum, kadın benimle evlenmek istemedi. Başkası talip oldu, onunla evlenmeye razı oldu. Ben de kıskanıp onu öldürdüm. Benim için bir tevbe yolu var mıdır?" İbn-i Abbas ona: "Anan sağ mı?" dedi. Adam: "Hayır," diye cevap verdi. İbn-i Abbas ona dedi ki: "Allah'a tevbe et ve gücün yettiği oranda Allah'a yaklaş."


Bu hadis-i rivayet eden Ata Bin Yesar dedi ki: "İbni Abbas'a giderek, "Niçin annesinin sağlığını sordun?" diye sordum. Dedi ki: "Ben anaya iyi davranmaktan Allah'a daha yakın bir amel bilmiyorum."



Edebül Müfred
İmam Buhari

Motif Yayınları







Müfred Not: Ayet-i Kerime'nin tamamını yazmak istedim.

"Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim." (Ankebut suresi 8)


20 Aralık 2017 Çarşamba

Akrabalık Bağlarını Koparmak



Ebu Bekre (r.a.)'den Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"İşleyene daha dünyada cezası çarçabuk gelmeye en layık günah, zulüm ve akrabalık bağlarını koparmaktır. Bu cezanın dünyada verilmesi, ahiretteki cezaya keffaret değildir."



Esas Sıla Karşılıksız İyiliktir

Abdullah Bin Amr'dan Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"Sıla, yapılan sılaya karşılık vermek değildir. Esas sıla, akrabalık bağlarını koparan kimseye yapılan ziyaret ve iyiliktir."





Edebül Müfred
İmam Buhari

Motif Yayınları


18 Aralık 2017 Pazartesi

Dua




Hadis-i şerifte vârid oldu:

-"(Dualarınıza) yakînen (kesinlikle) icâbet edileceğini (inanır ve bilir) olduğunuz halde, Allahü Teala Hazretlerine dua edin."

Yani Rabbine dua eden kişi, Rabbinin duasını kabul edeceğine yakînen (kesinlikle) inansın, demektir.

Çünkü duanın reddedilmesi için,
1- İcâbetinden aciz olmak,
2- Kendisine dua edilenin kereminin olmaması,
3- Veya kendisine dua edilenin, dua eden kişiden habersiz olması lazım...

Bütün bu şeyler Allahü Teala Hazretleri için menfidir. Zira Allahü Teala Hazretleri;
1- Alîm'dir. (Her şeyi hakkıyla bilir)
2- Kerim'dir. (Hatta kul istemeden bile bolca verir.)
3- Kâdir'dir. (Gücü her şeye yetendir)
(İşte bundan dolayı) hiçbir şey, Allahü Teala hazretlerini dualara icabet etmekten men edemez.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi


Şizofreni



Şizofrenin özü şudur: Bir çocuk doğup, dünya yaşamına girdiği andan itibaren sosyal beyin gelişmeye başlar. Hayat, insan, sevgi, kendi kimliği, başkasının kimliği, kendi kültürü, başkasının kültürü gibi gerçekleri öğrenir. Güneşin aydınlattığı, elektriğin çarptığı, ateşin yaktığı realitesine şahit olur. insanoğlu bunları öğrenerek bir noktaya gelir. Hayal ile gerçek arasındaki sınırları beyin kimyasal harflerle yazar. Beyin kimyası bozulan bir kişinin beyni hatalı protein üretir, bu da beynin algılamasını bozar. Bunun üzerine kişi güneş doğduğu zaman, güneşin herkes için değil de, sadece kendisi için doğduğunu söyler. Mesela bir bilgisayarda görüntü, ses, renk belli bir amaca göre yazılmış, hazırlanmıştır. Bunların birbiriyle bağlantısı koptuğunda renk, görüntü, sesler karmakarışık olur. Böyle bir durumda bilgisayarda ortaya çıkan görüntü, anlam bağları olmayan şizofrenik bir resimdir. Aynı şekilde insanın beynindeki bilgiler de bilgisayar örneğinde olduğu gibi karışırsa şizofreni ortaya çıkar.

Şizofreni ile manik depresifdeki karşıtlığı ayırt etmek için salata ve türlü yemeği örneği verilir. Türlüde patlıcanın, biberin, domatesin koku ve tatları karışmıştır fakat birbirleri arasında anlamlı bir bağ olduğu için farklı bir lezzet ortaya çıkmıştır. Salatada ise sebzeler arasında hiçbir bağ yoktur, hiçbirinin tadı ve kokusu karışmaz, her şeyin tadı kendine özgüdür. Şizofreni de salata gibidir. Herşey kopuk ve bağımsız çalışır, birbiriyle anlam bağı yoktur. Olaylar ve durumlar arasındaki mantıksal bağlar, sebep-sonuç ilişkileri kopar. Realiteyi test edemez ve gerçeklerle olan bağlantı kesilir.


Toplum Psikolojisi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Timaş


Kitaptan diğer notları okumak için TIKLAYIN


17 Aralık 2017 Pazar

Sosyal Şizofreni




 İdealleri olmayan bir toplum, amacı olmayan insana benzer. Bir toplumu toplum yapan onun Özgeçmişi (tarihi), şu andaki kimliği ve idealleridir. Bu üç konuda fikir birliği varsa, o toplum kendi kimliğini oluşturur. Toplumun ülkü denilen ortak idealleri ve hedefleri olması gerekir. Bir toplumun ortak idealleri yok edildiğinde, farklı insan gruplarından oluşan toplumda çatışma olacağı için o toplum dağılır. İnsan beyninde ortak bir ideal oluşturulmazsa beynin bir bölgesi farklı, diğer bir bölgesi farklı çalışır ve şizofreni ortaya çıkar. Toplumun da bir kısmı farklı, diğer kısmı farklı hedefler peşindeyse o toplumda huzur bozulur ve sosyal şizofreni denilen durum yaşanır.



"Kültürel kimliğin iki temel ayağı olan dil ve din ayağını koruyabilen kimseler, her kültürün içinde kendi kimliğini muhafaza edebilirler."



Toplum Psikolojisi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Timaş

Kitaptan diğer notları okumak için TIKLAYIN

15 Aralık 2017 Cuma

Bahreyn'den Gelen Misk ve Amberin Pay Edilmesi


İsmail b. Muhammed b. Sa'd b. Ebi Vakkas anlatıyor:

"Bahreyn'den misk ve amber gelmişti. Hz. Ömer:
- "Tartıdan anlayan bir adam olsaydı da, müslümanlara eşit bir şekilde dağıtmam için şu amber ve miski tartsaydı," dedi.

Hanımı Atike:

- "Ben iyi tartarım, bırak ben yapayım," dedi.

Hz. Ömer: "Olmaz" dedi. Hanımı nedenini sorunca:
- "Çünkü tartarken elini yanak ve başına sürmenden korkuyorum. Böylece sen diğerlerinden fazla hisse almış olursun, dedi."


Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


13 Aralık 2017 Çarşamba

Şeyhlik İddia Edenlerin Cinayetleri




(şeyhlik) iddia edenlerin vasıfları, onlar, şeyhlik iddia etmekle, "kutta-i tarik" (yol kesen eşkıya) oluyorlar.

Onlar, kendilerine davet etmekle; Allâhü Teâlâ hazretlerinin yolunu kesiyorlar.

Onlar bu davranışlarıyla, kendilerini hakka hidâyet edecek olan velayet sahibinin irâdesinin eteğine yapışmak isteyenlere (müritlere) manî oluyorlar.

Gerçekten bu şeyhlik taslayanlar, âhırete inanmayanlar olup hakikatte kâfirdirler.

Zira âhırete iman eden, Allâhü Teâlâ hazretlerine kavuşacağına inanan, yapmış olduğu bütün amellerinden dolayı hesap, ceza (veya mükâfat) göreceğine iman eden kişi; Allâhü Teâlâ hazretleriyle bu tür çirkin muamelelerde bulunmaz. (Evliya olmadığı halde; Allah katında bir rütbesinin olduğunu imâ etmez)

Onlar (şeyhlik ve evliyalık iddia edenler) için, Allah'ın yolunda sapıtma azabı vardır; dünyayı ve dünyada uyulan (sahte şeyhlikle haksız yere manevî mertebe ve makam kazanmaya) çalışmaları sebebiyle...

Ve bunlara, hak yolu murad eden ve arayan müritleri saptırdıkları için azap vardır. Mürşid-i kâmil ve hak yolu arayan kişileri, kendilerine bağladıkları için bunlara azap vardır.

Ve bunlar hem kendi hüsranları sebebiyle hesap verecekler hem de kendilerine tabi olan müritlerinin hüsranları sebebiyle cezalandırılacaklardır.



Ey A'râbî! Korkarım ki Kâbe'ye ulaşamayacaksın!
Zira senin yürüdüğün yol, Türkistan yoludur..."







Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)



11 Aralık 2017 Pazartesi

Şeytanın Merkep Sayesinde Gemiye Binmesi




et-Tibyân"da buyuruldu:

Şeytan gemiye girmek istedi, izinsiz girmesi mümkün olmadı. Bunun üzerine merkebin gemiye girme  vaktinde hemen onun kuyruğuna yapıştı. Nuh Aleyhisselâm, onun gemiye binmesinde ısrar etti. Nuh Aleyhisselâm merkebe;

-"Ey mel'ûn! Bin!" dedi. Merkep gemiye bindi. Onunla beraber şeytan da bindi. Bundan sonra Nuh Aleyhisselâm, şeytanı gemide buldu. Ve ona;

-"Sen benim iznim olmadan gemiye bindin!" dedi.

Şeytan;

-"Hayır! Gerçekten ben senin emrinle gemiye bindim!"dedi. Nuh Aleyhisselâm ona;

-"Ben sana gemiye binmeni emretmedim!" dedi. Şeytan:

-"Sen merkebe, "ey mel'ûn bin" dediğin zaman orada benden başka mel'ûn yoktu. Ancak ben vardım. Bunun için bende gemiye bindim!" dedi.

Nuh Aleyhisselâm da onu (hali üzere) terk etti.




Merkebin Anırması


Hadis-i şerifte varid oldu:

-"Siz merkep anırmasını işittiğiniz zaman; şeytanın şerrinden Allâhü Teâlâ hazretlerine sığının! Zira merkep, şeytanı görüp öyle anırmıştır.

Siz Horoz ötmesini işittiğiniz zaman ise; Allâhü Teâlâ hazretlerinin fazl-u kereminden (hazinesinden) isteyin (dua edin). Zira Horoz melek görüp öyle öter..."


Buyurdular:
-"Bütün hayvanların sesi tesbihtir. Merkebin sesi hariç. Onun sesi şeytanı görmesinden dolayıdır. Bu da onun (merkebin) kendi nefsinde düşüklüğünün en kemâlindendir...

Bundan dolayı şeytan onun kuyruğuna yapıştı. Şeytan ona arkadaş olarak geldi (gemiye bindi.)
Amma Horoz ise şeytanın düşmanıdır. Çünkü horoz. Arş Horozunun sesini işittiği vakit, her namaz vaktinde öter.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi



10 Aralık 2017 Pazar

Onur



İnsan onuru yönünden, bir şirketin genel müdürü ile orada çalışan kapıcı arasında bir fark yoktur. Ve olmamalıdır. Her ikisi de yaşamın bütünü içinde anlamlı bir yerde bulunmaktadırlar. Biri olmadan diğeri anlamını kaybeder.

İçimizdeki Biz
Doğan Cüceloğlu


8 Aralık 2017 Cuma

Kardeşlik



"Ey o bütün iman edenler! Allah'a nasıl korunmak gerekse öyle korunun, hakkıyla müttaki olun ve her halde müslim olarak can verin. (Al-i İmran 102)

"Topunuz bir Allah ipine sımsıkı tutunun, birbirinizden ayrılmayın ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinize düşmanlar iken, o sizin kalplerinizin arasında ülfet husûle getirip yanaştırdı da, nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz; hem sizler ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da, O tuttu sizi ondan kurtardı. Şimdi böyle size ayetlerini beyan ediyor ki, Allah'a doğru gidebilesiniz. (103)"





Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdular:

"Su-i zandan sakının, zira su-i zan sözlerin en yalanıdır. (Aranızda birbirinizin ayıbını araştırmak için) casusluk etmeyin, gizli halleri ve kusurları araştırmayın, birbirinize rekabet etmeyin, birbirinize hased etmeyin, birbirinize hiddetlenmeyin, arka çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları, Allah'ın size emrettiği gibi kardeş olun. Müslüman, müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, ona yardımı kesmez, onu hakîr görmez. -Göğsünü işaret ederek- Takva işte buradadır, takva işte buradadır, takva işte buradadır. Müslüman kardeşi hakîr görmek, şer bakımından kişiye yeter. Her müslümanın, yek diğerine kanı, ırzı ve malı haramdır."



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi

Kadınım Hakkını Helal Et




Beşiktaş'ta Serencebey yokuşunu çıktıktan sonra en sonda sol kolda eski üç katlı, fakat gayet mütevazi bir evde büyük Osmanlı hanedanının son temsilcilerinden olan Sultan İkinci Abdülhamîd Han'ın değerli eşi Müşfika Hanım ve kızı, Ayşe Sultan birlikte oturuyorlardı. Bir hünkârın eşi ve kızı olarak senelerce yaşadıkları bir ömürden sonra, ânî olarak sıkıntılı ve zaruret dolu bir hayatın en acı hakikatleri arasına düşmüşlerdi. Müşfika Hanım, pek değerli eşi Sultan Abdülhamîd Han'a âit çok manalı bir hâtırasını şöyle anlatıyor:


"Bir gün Sultan Abdülhamîd Han rahatsızlanmıştı. Sabahleyin yataktan kalkmak istediğinde kendisinde kuvvetli bir halsizlik ve kırıklık hissetmişti. Çoraplarını giyip odadan dışarıya çıkması gerekmişti.
Fakat biraz öne eğilip ayağına çoraplarını dahi geçirecek hali yoktu. Ben hemen çorapları alıp karyolanın önünde yere çökerek pâdişâhın ayaklarına çorapları giydirdim. Benim bu içten hareketim ve alâkamdan pek mütehassis olan Sultan:

"Kadınım çok zahmet ettin, eksik olma, hakkını helâl et!... dedi. Ben de bu mukabele karşısında cevaben:
"Aman efendimiz! Size karşı hakkımı helâl ettirecek ne yaptım ki? Bu benim vazifemdir, siz müsterih  olunuz!... dedim." Pâdişâh:

"Hayır bir kadının kocasına karşı olan hakları büyüktür. Kadınım, bu hizmetine mukabil hakkını helâl  et!" diyerek sözünü tekrarladı.

Ben ne söyledimse, kocama rahatsızlığı sırasında yaptığım hizmetin normal bir hareket olduğunu bir türlü kabul ettiremedim. Sultan tam beş defa bana:
"Kadınım hakkını helâl et!.." dedi ve ben de bu ısrar karşısında âciz kaldım ve utanarak hakkımı helâl  ettiğimi söyledim."


Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın Aile Hayatı
Ömer Faruk yılmaz

Hamidiye Kitaplığı



7 Aralık 2017 Perşembe

Vahyin Çeşitleri





Muhakkak ki vahiy üç çeşittir.

1- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gizlenmesi emir olundu. Çünkü o vahyi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden başkası taşımaya güç yetiremezdi.

2- Bir çeşitten de Efendimiz (s.a.v.) hazretleri açıklamakta muhayyer kılındı.

3- Vahyin bir kısmı da insan ve cinlerin havâssına ve avamına (herkese) teblîğ edilmesi emir olundu.

Bu insan ve cinlerden herkese teblîğ edilmesi emredilen vahiy) kulların meâş ve meâd (dünya ve âhıret) işlerinin maslahatına taalluk eden vahiy (yani Kur'ân-ı Kerim)dir.

Bunun terki asla caiz olmaz. Her ne kadar onun üzerinde zararlar ve göğüs darlığı meydana gelse bile bunun terkine asla cevaz yoktur.

Risâleti teblîğ etmenin yolu dildir. Korku hâsıl olsa bile bunun terk edilmesine asla ruhsat ve yol yoktur.




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)




5 Aralık 2017 Salı

Hz. Ali'nin (K.V.) Sözleri





Kişi dilinin altında gizlidir.

Cimrinin malını felaket veya varisle müjdele.

İyilikle hürler kul köle edilir.

Söyleyene bakma, söylenen söze bak.

İntikamla efendilik olmaz.

Kişi, bilmediğine düşmandır.

Kalabalık arasında öğüt vermek, azarlamak (rezil etmektir.)

Akıl tamam olduğu zaman, söz azalır.

Gıybeti dinleyen, gıybet edenlerin biridir.

Rahatlık, ümidi/beklentisi olmamakladır.

Ümitsizlik hürlük, ümid etmek köleliktir.

Kaderin düğümü çözülünce, sakınma boşa gider.

Hiç kimse kalbinde bir şeyi gizlemez ki, dilinin sürçmesi ve yüzünün ifadesiyle onu açığa çıkarmasın.

Cimri, (korktuğu) fakirlik hususunda acelecidir. Dünyada fakirler gibi yaşar, ahirette zenginler gibi hesaba çekilir.







4 Aralık 2017 Pazartesi

Fatiha Suresini Okuyana Belâ Gelmez



Hüzeyfe (r.a.) Hazretlerinden rivayet olundu. Rasûlüllah (s.a.v.) Hazretleri şöyle buyurdular:

"Muhakkak Cenâb-ı Allah, bir kavmin üzerine kesinlikle azab göndereceğini murat ettiğinde, o kavmin çocuklarından biri mektebde Fatiha suresini okur. Allah o çocuğun Fatiha suresini okumasını işitir ve hemen o çocuğun sebebiyle onların üzerinden kırk yıl azabı kaldırır. "



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)

Fatih Yayınevi


3 Aralık 2017 Pazar

Kalb



Kalp kelimesi genel olarak iki mânada kullanılır. Birincisi, kalp, göğsün sol tarafında bulunan çam kozalağı şeklindeki et parçasının adıdır. İç kısmında boşluk vardır; bu boşluğun içinde siyah kan bulunmaktadır. Bu kalp, hayvanî ruhun menbaı ve madenidir.

İkincisi, kalp, latif/gözle görülmeyen, rûhânî/gayb âleminin özelliklerini taşıyan, rabbânî/yüce Allah'ın özel olarak yarattığı bir latifedir/manevî cevherdir. Bu manevî kalbin, et parçası olan kalp ile bir alakası, ilgisi ve bağlantısı vardır. Bu, arazların cisimlerle, sıfatların onları taşıyan varlıklarla ilgisine benzer. Bu manevî latife, insanın hakikatidir; insan bir şeyi onunla idrak eder, bilir; onun sebebiyle ilâhî emirlerle muhatap olur, kendisinden bazı görevler istenir, sevaba ulaşır, azabı hak eder.


Hak Yolun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.


2 Aralık 2017 Cumartesi

Evliyanın Özellikleri




Abdullah es-Salimi (r.h.) hazretlerine soruldu:

-"Evliyaullah, (olan bir zat) kulların arasında hangi şeyle bilinir?

Buyurdular:

1- Tatlı dil,

2- Güzel ahlak,

3- Güler yüzlülük,

4- Cömertlik,

5- Özürleri kabul etmek,

6- Hoşgörü,

7- Tam şefkat,

8- Merhamet,

9- Bütün mahlukata acımak ile bilinir...




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi


1 Aralık 2017 Cuma

Ağız Çalkalama Suları



Derya Özgür Öztürk / Gıda Mühendisi

Kapitalist toplumlarda tüketim ve tükettirmek temeldir. Kapitalist sistem yıllardır ihtiyacımız olmadığı halde birçok şeyi "İhtiyaç" olarak bizlere empoze ediyor. Yeni ürünler piyasaya çıkıyor akabinde ilgi çeken reklamlar yayınlanıyor ve birden bu ürüne çok ihtiyaç duyduğumuzu fark ediyoruz.

Bize dayatılan ürünlerden biri de gittikçe yaygınlaşan ağız çalkalama suları.
Dişlerimizi fırçaladıktan sonra yeterince temiz olmadığını düşünerek kullanılan bu ürün maalesef birçok sağlık sorununun yanında helallik açısından da sıkıntı oluşturmaktadır. Gargara kullanımı sonucunda oluşabilecek riskleri inceleyelim;

Alkol

Vücuda girdiğinde tahrişe yol açar ve kanser gibi hastalıklara karşı vücudun savunmasını zayıflatır.
9 Avrupa ülkesinde 1.993 kanser hastasının durumları kıyaslandı. Glasgow Üniversitesi Diş Fakültesinin de destek verdiği bu çalışmada ağız çalkalama sularının ağız ve gırtlak kanseri ile ilişkili olduğu saptanmıştır.

Ayrıca bazı gargara çeşitlerinde bira, likör ve birçok içki çeşidinden daha fazla alkol olduğu saptanmıştır.
Benzer bir çalışma da 2009 yılında Avustralya Diş Dergisi'nde yayımlanmış ve oral kanser ile ilgili benzer sonuçlara rastlanmıştır. Bu çalışmada ek olarak sigarada bulunan ve kansere sebep olan nikotinin, gargarada bulunan etanol sayesinde ağıza daha iyi nüfuz ettiğini kanıtlamışlardır.


Daha pek çok zararı vardı fakat ben hepsini almadım. BURADAN indirip okuyabilirsiniz.


Herhangi bir toksik madde ve alkol içermeyen, tüm ailenizin ve çocukların dahi kullanabileceği ev yapımı bir gargara hiç de zor değil. Böylece hem daha ucuza hem de güvenli bir şekilde nefesimizi tazeleyebilir ve bakterilerden arındırabiliriz.

Malzemeler:
•  l bardak su
•  1 tatlı kaşığı karanfil
•  1 çay kaşığı tarçın
•  1 çay kaşığı karbonat

Yapılışı: 1 bardak su, tarçın ve karanfil kaynatılır. Kapağı kapalı bir şekilde soğuyana kadar bekletilir. Soğuyunca içine karbonat eklenir. Cam bir şişe içerisinde buzdolabında en fazla 1 hafta saklanabilir.


Eylül-Ekim 2016 Gimdes Dergisi