بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

30 Ekim 2017 Pazartesi

Allah (c.c.) Yolunda




Enes bin Malik ile kardeşi, Irak'ta düşmanın elinde bulunan bir kalenin duvarı dibinde duruyorlardı.

Düşmanlar, başı çengelli bir demir zinciri ateşle kızdırdıktan sonra aşağıya sarkıtıp Enes b. Malik'i ansızın yukarıya çektiler. Kardeşi Bera da hemen yerinden fırlayıp o kızgın zincire yapıştı. Avuçları cayır cayır yanarken bütün kuvvetiyle zinciri çekti. Nihayet zincirin öbür ucundaki ip koptu da Enes kurtuldu. Sonra Ber'a'nın ellerine baktığımızda avuçlarının içi tamamen yanmış bembeyaz kemikleri görünüyordu.


Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


29 Ekim 2017 Pazar

Hayatın Anlamı




Yaşamında anlam olmanın tek koşulu budur: "Kendinden daha büyük bir bütünün parçası olduğunu bilmek. "




İçimizdeki Biz 
Doğan Cüceloğlu




27 Ekim 2017 Cuma

Tuğra


Sultan Abdülhamid Han'ın Tuğrası

Osmanlılarda bilinen ilk tuğra Orhan Bey'e ait olup bu padişahın günümüze 1324 ve 1348 tarihli olmak üzere iki tuğrası ulaşmıştır.
Sultan Çelebi Mehmed'e kadar tuğralarda sadece hükümdarla babasının ismi bulunurken bu tarihten itibaren "han" kelimesi, Sultan ikinci Murad Han'dan itibaren de "muzaffer dâima" şeklindeki cümle ilâve edilmiştir.

Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde tuğra yavaş yavaş standart şeklini almaya başladı. Bununla beraber yüzyıllar geçtikçe daha güzel, daha muntazam bir hâl aldı. Sultan İkinci Süleyman Han (1687-1691) zamanında tuğranın sağ kenarına bir çiçek veya yaprak deseni konmaya başlanılmış, bu usûl Sultan Üçüncü Ahmed Han devrinde iyice yaygınlaşmıştı. 18. asırda iyice gelişen tuğra şekli, en güzel hâlini meşhur hattat Mustafa Râkım'ın eliyle Sultan ikinci Mahmûd Han'ın tuğrasında buldu.

Sağ kenardaki çiçek deseninin yerine de bu pâdişâhın tuğrasında "Adlî" sözü geçmiş, Sultan ikinci Abdülhamid Han'ın tuğrasında "el-Gâzî" kullanılmıştır.

«Pâdişâh tuğraları ferman, berat, nâme-i hümâyûn, ahidnâme gibi pâdişâha âit çeşitli vesikaların üzerinde bulunduğu gibi paralarda, inşâ edilen çeşitli binaların üzerinde, senetlerde, pullarda, bayraklarda, nüfus kağıtlarında ve hatta saatlerde bile bulunurdu. Üzerinde tuğra bulunan her ne ise, bu, o nesnenin pâdişâha âit olduğunu veya o pâdişâh zamanında yapıldığını gösterirdi.

Sultan ikinci Abdülhamid Han zamanında bütün dünya Müslümanları, halifelik etrafında adetâ kenetlenmişlerdi. Dünyanın çok uzak coğrafyalarında yaşayan Müslümanlar, halîfe ile alâkalı bir söz işittikleri zaman heyecana kapılıyorlardı. Onun bir temsilcisini veya sadece onu gören birini görmek bile onlar için çok mühimdi. Târih kitapları ve seyahatnameler bunların misalleriyle doludur.


...

Tuğra, Osmanlı pâdişâhlarının nişan ve yazılı alâmeti, bir nevi imzasıdır, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan yıkılışına kadar ehemmiyetini hiç kaybetmeden çok değişik yerlerde kullanılmıştır, "Tuğra" Türkçe bir kelime olup Arapça'sı tevkî', Farsça'sı nişândır.



Uzakları Görebilen Hükümdar
Hamidiye Kitaplığı


Cuma Günü Neler Yapılır?




Cuma gecesi Duhân suresini okumalıdır. Cuma günü zevalden önce ise deccalin şerrinden korunmak için Kehf suresini okumalıdır.

Camiin kapısına geldiği zaman Allâhü Teâlâ'ya, kendisini ona yaklaşanların en yakını kılması için dua eder.
Hutbeyi dinlemek için imama yakın bir yere oturur. Cemaatin omuzlarını aşarak ileriye doğru gitmez. Ancak saflarda boş yer varsa yolu üzerinde oturanların omuzlarını aşarak geçer.

Camide yanyana oturan iki kişinin arasını ayırmaz. Oturduğu yerde uykusu gelirse yerini değiştirir. Parmaklarının ucu ile başının sağ tarafına üç kere vurur ve sonra oturur.

İmam minbere çıkmak için yerinden ayrıldığı zaman susar ve onu dinler. Artık konuşmaz ve namaz kılmaz. Hutbe okunurken, arkadaşına sus dahi demez, hatta parmağı ile susması için işaret de etmez.

Cemaat, namazdan önce camide halka şeklinde oturmaz. Hutbe esnasında arkasını yere koyup makadı üzerine oturarak ve dizlerini dikerek ellerini dizlerine dolamaz.

Cuma namazından az bir vakit önce yolculuğa çıkmamalıdır. İmam hutbeye çıkarken dua etmeyi fırsat bilmelidir. Çünkü bazı hadis-i şeriflerde bu anın duaların kabulünün ümit edildiği bir an olduğu bildirilmiştir.

26 Ekim 2017 Perşembe

Korkmamak (Hikâye)




Zâhidlerden biri, Halife Süleyman bin Abdülmelik'in şarap küplerini ve kaplarını kırdı. Onu cezalandırmak için tutukladılar. Halifenin bir katırı vardı. Eline geçirdiği kişiyi tepikleyip öldürürdü. Vezirlerin görüşü; bu zâhid kişiyi katırın önüne koymak (ve katır tepeleye­rek onu öldürsün) fikrinde ittifak oldu. O zahidi götürüp (ellerini ve ayaklarını bağlayarak katırın ayaklarının altına) attılar. Katır ona saygı duydu ve onu öldürmedi. Sabah olduğunda, baktıklarında onu sahih ve sağlam olarak gördüler. Allâhü Teâlâ hazretlerinin onu muhafaza ettiğini bildiler. Ondan özür dilediler ve onu serbest bıraktı­lar...


-"Eğer nehyi münker etmek senin elinden geliyorsa layık değildir oturmak... Onun eli ve ayağıyla nehyi münker etmesi gerekir..."



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)


25 Ekim 2017 Çarşamba

Sen Yiyor Musun?




Zengin bir adam Hoca’yla alay etmek için: “Hocam sen bu kitapların hepsini okuyor musun gerçekten?” der.

Hoca: “Senin kaç evin ve koyunun var?” diye sorunca, adam: “O kadar çok ki sayısını ben bile bilmiyorum.”

Hoca cevabı yapıştırır: “Sen o evlerin hepsinde yaşayıp koyunların hepsini de yiyor musun?”





24 Ekim 2017 Salı

Amelle Mağrur Olmamak Lazım




Hafız (k.s.) hazretleri buyurdu:

Zâhid, ameliyle mağrur oldu.
Selâmeti bulamadı cennete giremedi.
Kamil kişi ise yalvarmakla "Dârusselâm" cennetine gitti...

Ve buyurdu:

Ey zâhid!
Gayrete dokunan şeyle emin yürüme!
Kendini koru!
Zira, birbirinden uzak değildir; havra, kilise ve caminin yolu.
Ama hepsi bir de değildir, unutma bunu!



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)

Fatih Yayınevi


23 Ekim 2017 Pazartesi

Halvet




Halk senin kalbinin içinde olduktan sonra, onlardan ayrı kalmak ve halvete çekilmek sana ne fayda verir ki?

(Abdülkadir Geylani k.s.)

Fethü'r Rabbani


Nefs



Senin yapacağın doğru hareket, nefsinin istek ve
arzularına cevap bile vermemek, onun söyleyeceği sözlerle arana bir duvar çekmektir. Onu, tıpkı bir deliyi dinler gibi dinle. Sözlerine asla iltifat etme.



Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)

BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.


21 Ekim 2017 Cumartesi

...



Nesneler dünyasında "verimli" olabilirsiniz, ama insanlar dünyasında önce "etkili " olmanız gerekir. 





İçimizdeki Biz 
Doğan Cüceloğlu


20 Ekim 2017 Cuma

Salih Amel




Nasıl ki, rızık elde etme hususunda külfete katlanıyorsan, aynen bunun gibi, salih ameller işlemek için de külfete katlanman gerekir.



Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)


BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.


19 Ekim 2017 Perşembe

Muhabbet, Korku Ve Ümit


Arı Orkidesi



Sana dünyada da, ahirette de O’nun muhabbeti gerek. O’nun sevgisi gerek. O’nun muhabbetini kendin için en mühim şey addet. Muhabbet, yani Allah sevgisi, sana behemehal lâzım. Sana faydası dokunacak yegane şey odur. Her insan, seni gene kendisi için, kendi menfaati için arar, ister. İzzet ve Celâl sahibi Hak ise seni bizzat senin için murad eder, senin için taleb eder.

Kimin ki umudu korkusuna galip ise, o zındık olur. Kimin de korkusu umuduna galip ise, o da Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş duruma (kâfirliğe) düşer.


Yani mümin, aynı derecede hem Allah’tan korkmalı, hem de onun rahmetine umut bağlamalıdır. Peygamber Efendimiz şöyle buyururlar: “Eğer müminin Allah korkusu ile, O’nun rahmetine olan ümidi tartılsa, ikisi birbirine denk gelir.”

Hakk’a talip olan kimse, O’nun cennetini istemez. Cehenneminden korkmaz. Bilakis, sadece O’nun cemâlini ister, O’na kavuşmayı diler. O’ndan, sadece yakınlığını bekler. O’ndan uzak  kalmaktan ise korkar, endişe eder.


Kul, dünyanın, ahiretin ve Allah’tan başka bütün varlıkların sevgisini silip attığı ve kalbi, Allah’ın lütuf, minnet ve yakınlık evinde karar kıldığı zaman, Allah onu her çeşit rızık kazanç ve endişesinden muaf kılar. Kalbini böyle şeylerle meşgul olmaktan kurtarır. Allah onu kendisinden başka hiçbir kimseye muhtaç etmez.

Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)

BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.



18 Ekim 2017 Çarşamba

Şükür Ve Sabır


Defne


-"Şükür ve sabır iki binektirler. Hangi birisine binersen bin, fark etmez (üzülmezsin)..."

(Hazret-i Ömer r.a.)


Rûhu’l Beyan Tefsiri


17 Ekim 2017 Salı

Uzlet



Hak yolcusuna, maddî ve manevî düşmanlarına üstün gelebilmesi için uzlete (yalnızlığa ve halktan uzak kalmaya) sarılması gerekir. Uzlet iki çeşittir; biri farz, diğeri fazilettir. Farz olan uzlet, kötü işlerden ve kötülüğe bulaşmış insanlardan uzaklaşmaktır. Fazilet olan uzlet ise; boş işlerden ve boş işlerle uğraşan kimselerden uzaklaşmaktır.

Şöyle de denilmiştir: Halvet, uzletten ayrı bir şeydir. Halvet, yabancılardan ayrı kalmaktır; uzlet ise, nefisten ve nefsin davet ettiği Allah'tan uzaklaştıran şeylerden uzaklaşmaktır. Denilmiştir ki: "Selâmet on parçadır; dokuzu susmakta, biri de halktan ayrı kalkmaktadır." Yine şöyle denilmiştir: "Hikmet on parçadır; dokuzu insanın kendisini ilgilendirmeyen konularda sükût etmesinde; kalan biri de insanlardan uzak kalmasındadır."

 [Hikmet, Allah tarafından verilen özel ilim, hayır, güzel davranış, doğru karar, faydalı iş, isabetli görüş mânalarına gelir.]

Konuştuklarına pişman olan çoktur; sükût ettiğine pişman olan ise yok denecek kadar azdır. 

Denilmiştir ki: "Halvet (insanlardan ayrılmak) asıl bir iştir; insanlara karışmak ise, gerektiğinde yapılacak arızî bir durumdur. İnsan, asıl olana sarılmalı; halkın arasına da ihtiyaç kadar karışmalıdır. Halkın içine karıştığında da sükûta sarılmalıdır; çünkü asıl yapılacak olan odur."

Bir şairin dediği gibi, yaşadığın zamanda bir kimse sana safa ve huzur kazandırıyorsa; o kimse yüce Allah tarafından sevilen bir kuldur; ona yanaş. Ancak böyle birisini nerede bulacaksın!



Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.




15 Ekim 2017 Pazar

...




Lafsız amel ol. Riyasız ihlas ol. Lafını edeceğine amel işle. İnsanlara gösteriş yapacağına Allah için
yap. Şirksiz tevhid ol. Sessiz zikir ol.


Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)



13 Ekim 2017 Cuma

Fotoğraf


Uzakları Görebilen Hükümdar


Sultan Abdülhamid Han çok iyi bir insan sarrafı (fizyonomist)'dır.

Padişah Harp Okuluna alınacak öğrencilerden ikişer adet fotoğraf alınması şartını koydurmuş, okula alınacak öğrencileri resimlerden bakarak seçmiştir.

Ayrıca sultan, tahta cülûsunun 25. senesinde Osmanlı topraklarında çıkarılacak af için, devletin bütün cezaevlerindeki mahkûmların tek tek veya üçerli gruplar halinde fotoğraflarını çektirmiştir. Fotoğrafların altına mahkûmiyet sebebini yazdırmış ve bu fotoğraflardan seçtiği mahkûmlar için af çıkarmıştır. Padişah niye böyle bir yol tatbik ettiğini hatıralarında şöyle izah etmiştir.

12 Ekim 2017 Perşembe

Rabbi Görmek



Müminlerin emîri Hz. Ali'ye (r.a), "Ey müminlerin emîri, sen gördüğün rabbe mi ibadet ediyorsun, görmediğin Rabbe mi?" diye sorduklarında Hz. Ali (r.a), "Ben gördüğüm rabbime ibadet ediyorum, fakat bu görme başın görmesi değil kalbin görmesidir" demiştir.

Ca'fer es-Sâdık'a (r.a), "Yüce Allah'ı gördün mü?" diye sorulunca hazret, "Ben görmediğim rabbe ibadet etmem!" cevabını vermiştir. Kendisine, "O'nu nasıl gördün; halbuki, gözler O'na ulaşamaz" diye sorduklarında ise şu cevabı vermiştir: "O'nu gözler baş gözü ile göremez, fakat imanın hakikatine ulaşarak kalpler O'nu görür. O, zahirdeki duyu organları ile bilinmez, insanlar ile kıyas edilmez."



Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz/indirebilirsiniz.


10 Ekim 2017 Salı

Marifet




Marifet, yüce Allah'a yakınlıktan ibarettir. Marifet kalbi tamamen sarar, onda öyle bir etki yapar ki, vücudun bütün azalarında bu etki gözükür. İlimle marifet arasındaki farkı bir misalle anlatacak olursak; ilim ateşi görmektir; marifet ise ateşle ısınmaktır.



Ariflerden birine: "Kul gerçek marifete ulaştığını nasıl bilir?" diye sorulunca; şu cevabı vermiştir: "Kalbinde rabbinden başkasına ayıracak bir yer bulamadığı zaman."




Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali




Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.



8 Ekim 2017 Pazar

Kaza Kader Meselesi



Bazan kaza denince, kesin emir ve hüküm kastedilir. Şu âyette bu mânada kullanılmıştır: "Allah bir şeyin olmasına hüküm verdiği (kaza ettiği) zaman, ona 'ol'der; o da (ilâhî emre uygun) oluverir." el-Mü'min 40/68

Bazen kaza, Allahu Teâlâ'nın bir hükmü vacip kıldığını bildirmek için kullanılır. Şu âyette olduğu gibi: "Rabbin, sadece kendisine ibadet etmenizi hükmetti." el-İsrâ 17/23

Bu âyetteki kaza (hükmetme), bildirme, haber verme mânasında alınmalıdır; çünkü, bunu kesin emir ve değişmez ilâhî hüküm mânasına aldığımızda; kâinatta Allahu Teâlâ'dan başka hiç kimseye ibadet edilmemesi gerekirdi. Çünkü, yaratılan bir varlığın onu yaratana ters hareket etmesi mümkün değildir. Ancak âyeti, ilan ve haber verme mânasına aldığımızda durum anlaşılır. Şu âyet de bu mânadadır. Allahu Teâlâ buyurmuştur ki: "Ben, cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." ez-Zâriyât 51/

Bundan maksat da durumu ilân etmek ve haber vermektir. Eğer bu âyetteki bildirilen hüküm, kesin bir hüküm olsaydı; bütün varlıklar O'na kulluk yaparlardı. Böyle kesin bir hüküm olmayınca, farklı durumlar ortaya çıkmış; bazıları yüce Allah'a, bazıları da başka varlıklara tapmışlardır.




Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali



Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.


7 Ekim 2017 Cumartesi

Küfr-i Hükmi (Yâni şeriatın hükmiyle küfür sayılan şeyler)



Küfr-i hükmî, Allah ve Resulünün tekzib alâmeti olarak vasfettikleri söz ve fiillerdir. Meselâ: Allah, kitab, melekler, peygamberler, âhiret ve âhirette olacak şeyler, şerîat ve şeriat ilimleri gibi tazimi vâcib olan şeyleri küçümsemek.

Kendi küfrüne rıza, mutlaka küfürdür. Başkasının küfrüne, beğenmek cihetiyle rıza ittifakla küfür sayılmıştır. Bâzılarına göre, bu da mutlaka küfürdür. Küfrü gerektiren bir söz —dil kaymaksızın ve zorlanmaksızın— söylemek ittifakla küfürdür. O sözün küfür olduğunu bilmiyerek söylemek de ekseri âlimlere göre küfürdür.

Bunun gibi fiil de yâni küfrü mûcib olan herhangi bir fiil de — şaka ve mîzah yollu da olsa, medlûlüne değil, hilâfına da îtikad edilse— Allah katında (yâni diyâneten) kişiyi küfre sokar; Hakk'a kalb ile îtikad edip bağlanması onun kâfir olmadığını ifâde etmez.


6 Ekim 2017 Cuma

Güneş Ve Ay Tutulması


Ay tutulması



 Bize Ziyad ibnu Ilâka tahdis edip şöyle dedi: Ben Mugire ibnu Şu'be'den işittim, şöyle diyordu:

Peygamberin oğlu İbrahim'in öldüğü gün güneş tutuldu. İnsanlar, güneş İbrahim'in ölümü için tutuldu, dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): "Şüphesiz güneş ile ay Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Bunlar hiçbir kimsenin ölümü ve de hayatı için tutulmazlar. Sizler bunları (tutulmuş) gördüğünüz zaman hemen Allah'a dua ediniz ve açılıp parlayıncaya kadar namaz kılınız" buyurdu.





Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken



Salât-ı küsuf için BAKABİLİRSİNİZ.



5 Ekim 2017 Perşembe

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleriyle Alay Edenlerin Cezaları




Ebû Cehîl bazı vakitlerde Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle istihza etti. Ebû Cehil Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin arkasında yürür burnunu ve ağzını eğip bükmeye çalışırdı. Bu hareketiyle de Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle alay ederdi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buna muttali olunca;

-Bu şekilde ol!" (diye beddua) etti.

0 da ölünceye kadar böyle oldu. (burnu, gözü, ağzı ve eli titremeye başladı...)


Efendimiz (s.a.v.)'ın Yüzüne Tüküren Kâfir!

Yine Utbe bin Ebî Muayt (Allah kendisine lanet etsin), birinde Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek yüzüne tükürdü. O tükürük kendisinin yüzüne geri döndü. Ve o andan itibaren alaca hastalığına yakalandı.


Kâfirlerin Kokması


Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Mekke ehlinden kâfir bir cemaate rastladı. Onlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek kafası hakkında birbirlerine işaretleşme ve alay etmeye başladılar. Ve:

-Bu kendisinin peygamber olduğunu zannediyor!" diyorlardı.

O anda Cebrail Aleyhisselâmda Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle beraber idi. Cebrail Aleyhisselâm parmaklarıyla onların cesetlerine işaret etti. O kafirlerin vücutları hep yaralandı. Kendilerine koku düştü. Hatta hiçbir kimse onlara yaklaşmaya güç yetiremedi. Ve bu şekilde de öldüler...





Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)

Fatih Yayınevi



4 Ekim 2017 Çarşamba

Şirk



Ebû Mûsâ diyor ki: Bir gün Cenâb-ı Peygamber (A.S.) bir hutbe îrad etti, ezcümle buyurdular ki: "Ey nâs! Allah'a eş-ortak koşmaktan sakının. Çünkü şirk, bir karıncanın kımıldanışından daha sessiz ve gizlidir." Bu sırada Allah'ın konuşmasına müsaade ettiği bir kişi:

— Bundan nasıl sakınalım? Karıncanın hareketinden daha gizliyse...

Cenâb-ı Peygamber (A.S.):

— "Şunu söyleyin: Yâ Rab! Bilerek sana bir şeyi ortak koşmaktan yine sana sığınırız. Bilmediğimiz şeyden de sana istiğfar ederiz."



Hazret-i Huzeyfe'nin rivayet ettiği aynı hadîste «Bunu her gün üç kere söyleyin» kaydı da vardır.




Tarikat-i Muhammediyye
İmam-ı Birgivi Muhammed Efendi

Demir Kitabevi


2 Ekim 2017 Pazartesi

Tevhid (Yüce Allah'ın Birliği)



Eğer, "O nerede?" dersen; sana, "Mekan O'nun yaratmasıyla var olmuştur" denir.
Şayet, "O, ne zaman var oldu?" dersen; sana, "Zaman O'nun icadıdır/zamanı O yaratıp ortaya koymuştur" denir.
Eğer, "O, nasıldır?" diye sorarsan; sana, "Birbirine benzeyen ve nasıl olduğu bilinen bütün varlıklar O'nun işidir" denir.
Şayet, O'nun miktarının ne kadar olduğunu sorarsan; sana, "Miktarı ve ölçüsü olan bütün varlıkları O ortaya koymuştur" denir.



Yüce Allah'ın varlığını bilmek ve O'nu müşahede etmek için en güzel yol, kulun bundan âciz olduğunu bilmesidir. O'nu tanımaktan aklın âciz olduğunu bilmek de bir ilim ve idraktir. Her şeyi ile tek olan bir zâtı ancak kendisi tanır. Onu birleyen bir kulun bu konuda vardığı en son nokta, yüce Allah'ı bilmenin değil, kulun kendi ilminin son noktasıdır. Yüce Allah, kullar tarafından hakikatiyle bilinmekten yücedir, uludur. Kim, Allahu Teâlâ'yı en iyi ben bilirim diye iddia ederse, o kimse şeytanın tuzağına düşmüş ve aldanmış biridir. Yüce Allah, "O çok aldatıcı şeytan sizi Allah ile aldattı..." el-Hadîd 57/14 âyetinde, bu tür bir aldanmaya işaret etmektedir.



Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.