بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

25 Temmuz 2017 Salı

Riya




Ashabtan Ebû Ümâme el-Bâhilî bir gün Mescide gelir, Mescidde secdeye kapanmış ağlayan birini görür, Ebû Ümâme adama:

- Sen sen (kendine gel), bu evinde olmalıydı!., der.



Muhammed b. Mübarek es-Surî şöyle diyor:

«Duayı açıktan açığa gece yap, O gündüz yapılmayacak kadar kıymetlidir. Çünkü gündüz yapılan dua insanlar için, gece edilen dualarsa âlemlerin Rabbi içindir.»


Hz. Ali (k.v.) şöyle der:

Riyâkârın üç alâmeti vardır: 1- Yalnız başına kaldığında (ibâdet hususunda tembellik eder» 2- Başkaları yanında gayrete gelir. 3- Övüldüğü vakit amelini artırır, yerildiğinde eksiltir.»




Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


Kitaptan diğer notları okumak için TIKLAYIN

Ölüm Meleği


Ölüm


Ölüm meleği mü'minin ruhunu aldığında meyyitin evinin kapısı önünde bekler, ölünün yakınlarından kimisi yüzünü tırmalar, kimi saçlarını yolar, kimi ölüm diye çağırır. Bunun üzerine ölüm meleği şöyle der:

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Münakaşanın Zararları


Münakaşanın zararları


Hakkı açıklamak niyetiyle de olsa, başkalarını mağlup etmek için yapılan tartışmalar zararlıdır. Bir kimsede tartışmada galip gelme sevgisi, hakkı karşısındakinin ağzından duymaktan daha sevimli gelirse, her kötülüğün içine girmiş demektir. Tartışmayı kazanma arzusu, diğer kötülüklere sebebiyet verir.

Hadis-i şerifte, “Hitabeti kuvvetli ve münakaşacı olan, faydalı amelden mahrum kalır” buyurulmuştur.

Tartışmanın pek çok zararı vardır. Bunların bazıları şunlardır:

23 Temmuz 2017 Pazar

Ayı’nın İyiliği


Faruk Yalçın Hayvanlar Alemi


Adamın biri ayıyı ölümden kurtarır. Ayı adamın yaptığı iyiliğe karşılık olarak bir petek bal getirir. 

Adam afiyetle balı yer. Bir müddet sonra da uyur. Yüzündeki tatlı bulaşığına sinekler konmaya başlar.

21 Temmuz 2017 Cuma

Küfür Ve Bid'at



«Allah'ın ilmi her yerde mevcuttur» demek hatâdır. (Zira ilmin bir mekânda oluşu âlimin de o mekânda oluşunu iktizâ eder. Tanrı mekândan münezzehtir.)


NİSAB kitabında deniliyor ki: «Herşey Allah'a ma'lûmdur» demek daha doğrudur.»

Yine TATARHANİYE'de deniliyor ki:
«Allah'ı üst veya altlıkla tavsif etmek benzetiş ve küfürdür.»

«Allah'ın, içinde hiçbir hikmet bulunmayan bir fiil işlemesi caizdir, diyen kimse kâfir olur. Zira böyle diyen kimse, Allah'ı idraksizlikle vasfetmiş oluyor. Bu ise küfrün tâ kendisidir, başka bir şey değildir.»

20 Temmuz 2017 Perşembe

Bir Nasihat Âdabı




Bir gün Halife Me'mûn, kendisine sert ve acı bir dille nasihat eden birine şöyle cevap vermiştir:

"Biraz halim-selim ol. Allâhü Teâlâ senden daha hayırlı olan Hz. Musa'yı, benden daha şerli olan Fir'avn'a gönderirken yumuşak konuşmasını tenbih ederek:

"Firavun'a gidin, çünkü o azdı (ilahlık iddia etti). Ona yumuşak sözle nasihat edin, olur ki nasihat dinler veya korkar.* (Tâhâ Sûresi, âyet 43-44) buyurmuştur.



Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat


Kitaptan diğer paylaşımları okumak için TIKLAYIN.


19 Temmuz 2017 Çarşamba

Kıyamet Ne Zaman Kopacaktır?


Edirne Selimiye Camii


Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allahü Teâlâ bilir. Peygamber Efendimiz Kıyametten önceki bazı garip, harikulade, kötü, yolsuz halleri bize bildirmiştir. Bunlara «Eşrât-ı Saat» (kıyametin alâmetleri) denilir. Belli başlıları şunlardır:

1) Din hususunda bilgisizlik ve cahillik yayılacak, icâzetsiz ve ehliyetsiz bir sürü kimse din hakkında konuşup fetva verecek. Bu suretle hem kendisi sapıtacak, hem başkalarını sapıttıracaktır.

2) İçki içmek yaygınlaşacak, sarhoşluk umumîleşecektir.

18 Temmuz 2017 Salı

Tırnak Kesme Âdâbı



Önce sağ elin şehâdet parmağından başlayıp, sonra orta, yüzük, serçe parmakların tırnaklarını sırayla keserek en sonunda başparmağa geçilmelidir. Sol elde ise küçük parmaktan başlayıp, sırasıyla yüzük, orta, şehâdet vebaşparmağa geçilmelidir. Ayak tırnakları kesilirken sağ ayağın küçük parmağından başlayıp sol ayağın başparmağına geçerek sırayla en son küçük parmağa ulaşılmalıdır.

Tırnak kesiminde bu usûl müstehap görülmüştür. İmam Gazali’nin (rh.) söylediği budur. [Bkz. Mahmud Muhammed Hattab es-Sübki (v. 1352 h.), el-Menhelü'l-Azbi'l-Mevrud Şerhu Süneni Ebî Dâvud, I, 189]

Tırnaklar parmağa zarar vermeyecek şekilde imkân nisbetinde dipten kesilmelidir.

Kaç günde bir kesileceğine dair farklı görüşler vardır. Efdâl olan, tırnakların haftada bir kesilmesidir. Onbeş güne kadar bırakılmasında da bir mahzur yoktur. Kırk günü aşması ise, tahrîmen (harama yakın) mekruhtur.




Yazının tamamını okumak için lütfen BURAYI ziyaret edin.


Faiz




Bir hadis-i şerifte:

«Faiz yetmiş türlü büyük fenalığa denktir. Bunların en hafifi kişinin anası ile zina etmesi ne ise o kadardır.»

Enes'den şöyle rivayet olunmuştur: «Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bize bir hutbe irad etti. Hutbesinde faizi anlattı, ehemmiyetinden bahsetti ve şöyle buyurdu: « Adama faizden isabet eden bir dirhem, İslâm nazarında otuz altı zinadan daha çirkindir.»

Hazreti Ebû Bekr: «Faiz alan da veren de ateştedir» diyor.

16 Temmuz 2017 Pazar

Âlimlerin Küfür Olduklarını Açıkladıkları Halkın Bazı Sözleri


Eyüp Sultan Cami


1. Allah'ın herhangi bir ismiyle veya emriyle (işiyle), cennet veya cehennemiyle alay etmek küfürdür.

2. Bir kişi «Allah bana şöyle emretse yapmam» derse kâfir olur.

3. «Kıble şu tarafa olsaydı o yöne dönüp namaz kılmazdım» derse kâfir olur.

4. Birisine: «Namazı bırakma Allah seni muhakkak hesaba çeker» denilse, o da «Hasta olduğum için kılamadığımdan dolayı beni muaheze ederse bana zulmetmiş olur» derse kâfir olur.



14 Temmuz 2017 Cuma

Ashab-ı Kiram (R.A.)



Peygamberimiz (s.a.v.):

«Her kim Ashabıma söverse Allah'ın ve bütün meleklerin ve insanların laneti onun üzerine olsun» buyurdu.


Hz. Enes'den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu dediği rivayet olunmuştur:

 «Allah beni ihtiyar buyurdu (seçti), benim için de ashabımı seçti. Onları benim için dostlar, arkadaşlar ve hısımlar yaptı. Pek yakında onlardan sonra bir kavim gelecek, onları ayıplayacaklar. (Akıllarınca) onlara kusur bulacaklar. (Ey müslümanlar:) Onlarla birlikte yemek yemeyin, içmeyin, onlarla hısımlık kurmayın. Üzerlerine namaz kılmayın.»

12 Temmuz 2017 Çarşamba

3 Ayet




«Üç âyet-i kerime hükümce birbirlerine bağlı oldukları üç şeyle nazil olmuşlardır. Birinin hükmü ifa edilip yerine getirilmedikçe diğeri -ifa olunsa dahi- kabul edilmez:


1. Allah'ın: «Allaha itaat edin, Peygamberine itaat edin» (Nisa: 59) mübarek emridir. Kim Allah'a itaat  edip Resûlullâh (s.a.v.)'a itaat etmezse onun bu itaati kabul edilmez.

2. Kur'an'ın «Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin» (Bakara: 110) hükmüdür ki, namazını kılıp fakat zekâtını vermeyen kimselerin namazı kabul edilmez.

3. Cenab-ı Hakk'ın: «Bana ve ana babana şükret» (Lokman: 14) fermanıdır. Kim ki Allah'a şükredip de ana ve babasına teşekkür etmezse Allah'a karşı yaptığı şükrü şayanı kabul değildir.


Bunun için Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur: «Allah'ın rıza ve hoşnutluğu ana ve babanın memnun kalışında, Allah'ın gazap ve öfkesi de ana ve babanın kızmasındadır.»





Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


10 Temmuz 2017 Pazartesi

Kumar Oynamak, Tavla, Satranç



Allahü Teâlâ buyurdu:

«Ey iman edenler! İçki, kumar, (tapmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bun(lar)dan kaçının. Ki mutadınıza eresiniz. Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (hepiniz) vaz geçtiniz değil mi?» (Mâide: 90, 91)Ayet'in aslında geçen «meysir» kumarın her nevine şümulü olan bir kelimedir. Tavla, satranç, yüzük, zar, ceviz, yumurta, taş oyunu ve saire gibi...


Kumar, Allahü Teâlânın:

«Aranızda mallarınızı haksız sebeplerle yemeyin» (Bakara: 188) âyeti ile yasak kıldığı bir yoldan insanların malını yemektir.


Kumarbaz, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)in şu hadislerinde nitelendirdiği kimselerdendir:

Sirke




Mekke-i Mükerreme'nin fethi günlerinde, bir gün Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) amcasının kızı Ümmühânî'nin evini teşrif edip, "Yâ Ümmehânî! Senin biraz yiyeceğin var mıdır?" buyurdu.

Ümmühânî (r.anha): "Bir iki kurumuş et parçası var ama, ben onu size takdim etmeye utanırım." dedi.

Resûlullah (s.a.v.): "Onu bana getir." buyurdu.

Ümmühânî gitti, getirdi. Resûlullah o kuru et parçalarını su ile güzelce ıslatıp kabarttı ve biraz da üzerine tuz ekti. Sonra buyurdu:

"Ey Ümmühani, başka bir katığın var mıdır?"

Ümmühânî "Biraz sirke vardır." diyerek gitti sirkeyi de getirdi. Resûlullah (s.a.v.) o ıslanmış ve kabarmış etlerin üzerine biraz da sirke döktü ve yedi. Cenâb-ı Hakk'a hamd ve senalar ile hayır duâ etti ve buyurdular ki:

"Ey Ümmehânî! Ey amcamın kızı! Sirke ne güzel bir katıktır. Bir evde sirke bulunursa, o ev halkı fakirlik görmez."



Ashâb-ı Kirâm'dan Câbir bin Abdullah (r.a.) bir eve müsafir olmuş idi. Ona ekmek ve biraz da sirke getirildi. O yanındakilere şöyle söyledi: "Bundan yiyiniz, zira ben Resûlullâh'dan işittim "Sirke ne güzel katıktır. Bir topluluğa kendilerine ikram olunan şeyi hakir görmeleri, bir adama da elinde hazır olandan ikram etmeyi hoş görmemesi fenalık olarak yeter." buyurdular.



Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat

Kitaptan diğer paylaşımları okumak için TIKLAYIN


9 Temmuz 2017 Pazar

İntihar



Cündüb b. Abdullah'dan Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

«Sizden önce geçen ümmetlerden birisinde bir kişi vardı. Onun vücudunda yaralar bulunuyordu. Yaraların elemine (acısına) dayanamamış, bir bıçak alarak elini kesmiş ve kan kaybından nihayet ölmüştü. Allahü Teâla: Kulum kendi kendine (ölüme teşebbüs ederek) beni geçti (takdirime karşı geldi). Ben de ona cenneti haram kıldım buyurdu.»
Bu hadis-i şerif Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde mevcuttur.


Ebû Hüreyre'den yapılan rivayete göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Kim ki keskin bir âletle kendini öldürürse o kimse cehennem ateşinde elindeki bıçağı karnına saplayarak sürekli azab olunur. Kim ki, kendini zehirlerse, bu da cehennem ateşinde elindeki kadehteki zehri içerek muhalled (ebedi) bir surette azab olunur. Kim ki kendini bir dağın tepesinden atarak intihar ederse, o da cehennem ateşine kendini atarak ebedî ta'zib olunur (azab görür).»
Bu hadis-i şerif de Buharî ve Müslim'de tahric olunmuştur.




Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


8 Temmuz 2017 Cumartesi

Biz Hıristiyan Olduk Haberiniz Olsun




Almanya’dan yaşlı bir teyze aramıştı. Ağlamaktan konuşamıyordu. Kendine gelmesi için telefonda bekledim. Biraz rahatladıktan sonra anlatmaya başladı. Evladım yirmi senedir, Almanya’dayız. Karı-koca gece gündüz çalışarak çocuklarımızın iyi bir öğrenim görmesini sağladık. Oğlum 27, kızım 25 yaşında okullarını bitirdiler. İşe başladılar. Keyfimize diyecek yoktu artık. Yirmi sene çok sıkıntı çekmiştik fakat sonunda çocuklarımızın geleceğini sağlama almıştık. Mutluyduk. Fakat bu mutluluğumuz uzun sürmedi, ancak bir sene sürdü. Bir haftadır gözümü kırpmadım, iki gözüm iki çeşme, durmadan ağlıyorum. Çünkü, geçen hafta işten dönen çocuklarım, “Biz Hıristiyan olduk” haberiniz olsun dediler. Biz şiddetli tepki gösterince de evi terk ettiler. Şimdi misyonerlerin kaldığı bir evde kalıyorlar. Bu olay bizi yıktı. Ne olur bize yardımcı ol, çocuklarımı nasıl dinimize döndürebilirim?”

7 Temmuz 2017 Cuma

Kadının İslam Toplumundaki Yeri


Dinimiz ailenin temel taşı olan kadına çok değer vermiş, onu en yüksek dereceye çıkarmıştır. İslâmiyyetin kadına verdiği kıymeti hiçbir din, hiçbir düşünce vermemiştir. Kadının erkekle eşit olduğunu, erkeğin bütün haklarına mâlik olduğunu söyleyerek, kadına erkek işlerini yaptırmak insâfsızlıktır. Ona yapmayacağı işleri yüklemek ağır işlerde çalıştırmak, kadına değer vermek değil, ona zulmetmek olur.

Dinimize göre, kadın çalışmak zorunda da değildir. Erkek akrabâsından, zengin olanlar kadına bakmaya mecburdur. Yakın akrabâsı yoksa veya fakîr iseler, (Beytül-mâl) yâni devlet her türlü ihtiyâçlarını karşılar.

6 Temmuz 2017 Perşembe

İyiliği Başa Kakmak


Bolu Sülüklü Göl



Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu:

« Üç kimse vardır ki (cehenneme girmeden) cennete giremeyecekler: Annesine babasına karşı gelen, içkiye devam eden, yaptığı iyiliği başa kalan» (Nesaî rivayet etmiştir)


Allah Resulü buyurdu:

«Pis, hilekar, cimri ve mennan cennete giremez.»
Mennan: Bir şey verip veya tasaddukda bulunup sonra yaptığı bu iyiliği başa kakan kimsedir.




Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu:

«Yaptığınız iyiliği başa kakmaktan sakının. Çünkü o şükrü heder, sevabı da yok eder.» (Resûlullâh (s.a.v.) böyle buyurduktan sonra şu âyeti okudu:) «Ey iman edenler sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle heder etmeyin.» (Bakara 264)


İbni Sîrin, bir adamın başka birisine: «Sana iyilik ettim, şöyle şöyle yaptım» dediğini duyunca.

- Sus! Sayılan iyilikte hayır kalmaz der.

Büyüklerden biri de şöyle diyor. Yaptığı iyiliği başa kakan teşekkürü, amelini beğenen de sevabını yitirir.



Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


5 Temmuz 2017 Çarşamba

Feminizm


Feminizm nedir


Kadınların hayâlarının, utanma duygularının yok edilmesinde, aileden uzaklaştırılmasında “Feminizm” in önemli bir rolü vardır. Bunun için feminizmin ne olduğunu, hedefini bilmemiz gerekiyor:

Feminizm, felsefî bir fikir hareketi olarak ilk defa Batı’da, kadınlara hiçbir değer verilmemesi, insan olarak sayılmaması sonucu Fransız devriminden sonra ortaya çıktı. Fransız devriminin etkisiyle, feminist düşünce İngiltere’ye de sıçradı. Daha sonra ABD ve bütün Avrupa ülkelerine yayılarak kadın, siyâsî çalkantının içine sokuldu.

4 Temmuz 2017 Salı

Nemime Kovuculuk




İmam Gazali diyor ki:

Kendisine bir söz getirilen ve senin hakkında falan şöyle şöyle söyledi diye çekiştirilen kişinin şu altı hususa dikkat etmesi gerektir:

1. Söz taşıyanı hemen tasdik etmemeli. Çünkü o fâsık bir gammazdır. Fasıkın haberi ise kabule şayan değildir.

2. Onu jurnalcılıktan nehyetmeli ve ona nasihat etmeli, yaptığı işin çirkin olduğunu bildirmeli.

3. Allah için ona (o kötü haline) buğzetmeli. Zîra o Allah'ın lanetine uğramıştır. Allah için buğzetmek  vaciptir.

4. Hakkında konuşulan kimse için su-i zanna kapılmamalı. Çünkü Allah kötü zandan nehyetmiştir.

5. Anlatılan mevzuun doğruluğunu araştırmaya kalkışmamalı. Zîra Allahü Teâlâ kusurları araştırmayı yasaklamıştır.

6. Kovucu için nehyettiği şeyi kendi nefsine reva görmemeli. Yani nemmamın çekiştirmek istediğini başkalarına aktarmamalı.


Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


Zulüm (Hikâye)


Üsküdar - Çamlıca



Ariflerden birinden şöyle hikâye edilir: Bir kolu omuzundan kesilmiş bir adam gördüm. «Benim bu halimi gören sakın kimseye zulmetmesin» diye bağırıyordu. Adamın yanına yaklaştım ve:

- Kardeşim başından geçen hâdise nedir, anlatır mısın?., dedim. O:

- Benim başımdan geçenler ilginç bir kıssadır. Ben zâlimlerin avanelerindendim. Bir gün bir balıkçı gördüm, büyük bir balık yakalamıştı. Balık dikkatimi çekti, adamın yanına vardım:

- Bu balığı bana ver, dedim.

- Veremem, ben bunu satıyor, parası ile de ailemin nafakasını temin ediyorum, dedi. Ben adamı dövdüm ve zor kullanarak elinden balığı aldım. Balığı evime götürürken yolda parmağımı ısırdı. Eve geldiğimde balığı bıraktım. Parmağımı sıkmaya başladım. Çok acıyordu, ağrısının ve sızısının şiddetinden gece uyuyamadım. Elim şişmeye başladı, sabah hemen doktora gittim, durumumu ar-zettim. Doktor:

- Parmağın kangren olmuş, kesmek gerekiyor yoksa elin de kesilir dedi. Parmağım kesildi. Sonra ağrısı elime vurdu. Gece uyuyamadım, acısından yerimde duramıyordum, kurtarın diye bağırıyordum. Bana:

- Dirseğe kadar kestir denildi. Ben de kestirdim. Sonra sızısı pazuya vurdu. Pazum daha fazla ağrıyordu. Kolunu omuzundan kestir dediler, aksi halde bütün vücuduna sirayet eder. Bu ara birisi bana, duyduğum acının sebebini sordu. Ben de balık kıssasını adama anlattım. O zat bana:

- Eğer sen ilk sızıyı duyduğunda balığın sahibine gidip helâllik alıp onu razı etse idin kolun parça parça kesilmezdi. Durma, sızı bedenine sirayet etmeden derhal balıkçıya git gönlünü al dedi. Ben her yerde balıkçıyı aramaya başladım. Bulunca ayaklarına kapandım. Ayaklarını öptüm, ağlıyordum.

- Ey efendim, Allah aşkına beni bağışla diye yalvarmaya başladım.!

- Kimsin sen?

- Ben senden zorla balığı alan zavallıyım dedim ve macerayı anlattım kolu mu gösterdim. Adam kolumun vaziyetini görünce ağlamaya başladı ve sonra:

- Kardeşim, uğradığın bu belâdan dolayı sana hakkımı helâl ettim, dedi. Ben:

- Efendim, Allah için söyle. Elinden balığı alınca aleyhimde dua ettin mi?

- Evet: «Allah'ım bana verdiğin nafakayı şu adam zorla elimden aldı. Onun zatında bana kudretini göster» diye ilticada bulundum. Ben:

- Ey efendim, Allahü Teâlâ benim zatımda kudretini sana gösterdi. Ben zâlimlere yapmakta olduğum hizmetten Allah'a tevbe ediyorum, onların kapılarına dönmeyeceğim, yaşadığım sürece onların yardımcılarından olmayacağım inşaallah, dedim.



İmam Zehebî

Bedir Yayınevi







3 Temmuz 2017 Pazartesi

Felsefe Ve Tefekkür



Madde ve hayâtı, kâinât, cemiyet, rûh, ölüm, ölüm sonrası, din ve tanrı konularını inceleyen ve bunlarla ilgili akla dayanarak ortaya konulan düşünce ve görüşlerin tamamına “felsefe” denir.

Felsefede vahyin yerini akıl aldığı için İslam dininde felsefenin yeri yoktur. 

Çünkü felsefenin cevap aradığı soruların hepsine hiç değişmez ve aksi iddia ve isbat edilemeyecek bir mükemmellikte dinimizde cevap verilmiştir. Kur’ân-ı kerîm, yaratanı (Hâlık’ı) ve yaratılmışı (mahlûku) birbirinden kesin bir şekilde ayırarak, her şeyin aslını haber vermektedir.

İnsan, ruh, yaratılış, hayat, ölüm, ölümden sonraki hayat, ahlâk, cemiyet düzeni ve idâresi ve felsefecilerin akıllarına dayanarak îzâh etmeye çalıştıkları her şey, Allahü teâlâ tarafından, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma bildirilmiş ve O da bütün insanlara, kıyâmete kadar değişmemek üzere, tebliğ etmiştir. Îmânın altı esâsı içinde bütün bunlar vardır ve kaynağı akıl değil vahiydir.

Felsefeciler kendilerine, akıllarına o kadar güveniyorlar ki, Eflâtûn, Îsâ aleyhisselâmın zamanında yaşamasına rağmen, “Olgunlaşmış olanın olgunlaştırıcıya ihyacı yoktur” diyerek O yüce Peygambere ümmet olma şerefinden mahrum kalmıştır.

Dini bilgiler vahiy ile geldiği insan aklından çıkmadığı için, fen bilgisinin, tekniğin, zamanın, coğrafyanın ve insan aklını değişmesiyle değişmez. Kıyâmete kadar bâkidir, devamlıdır. Îmânın altı esâsını iyi öğrenen, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği gibi inanan bir Müslümanın, felsefecilerden öğreneceği bir şey ve felsefe yapacağı bir konu kalmaz. 

Batı âleminde ve bilgileri tamamen batıya dayananlar nazarında, İslâm dünyâsındaki tasavvuf, felsefe zannedilmiş ve tasavvuf büyüklerinin (evliyâların) pek çoğu haksız ve yanlış olarak filozof olarak isimlendirilmiştir. “İslâm felsefesi” tâbiri de bu yanlışlıktan doğmuştur.

Felsefe ile tefükkürü karıştırmamalıdır. İslâm dîninde “tefekkür” vardır ve çok kıymetli bir ibâdettir.Tefekkür “Fikri, bâtıldan hakka çevirmek.” olarak târif edilmiştir.Tefekkür eden kimseye “mütefekkir” denir.

Tefekkürden maksat iki şeydir. Birincisi: Allahü teâlânın azametini (büyüklüğünü), kudretini düşünerek, insanın bu azamet karşısındaki acz ve zayıflığını anlayarak, O’na yönelmek ve sığınmak, eşyadan, olaylardan, kâinattan ibret alarak, eserden müessire (o eseri yaratana) yol bulmak.

İkincisi: Günlük hayatta karşılaşılan güçlük ve sıkıntıları yenmek, eşyayı, ilmi ve tekniği İslâm dîninin bildirdiklerine uygun, insanların râhat ve huzûrunu temin etmekte kullanmak için akıl ve fikir yormak.


Mehmet Oruç





2 Temmuz 2017 Pazar

Bid'at


Zührî (RA) şöyle anlatıyor:

— Enes bin Mâlik (R.A.)'ın yanına girdim, ağlıyordu. Kendisine dedim ki: «Sizi ağlatan şey nedir?»

Dedi ki: «Resûlüllah (A.S.) zamanında ulaştığım şeylerden hiç birinin olduğu gibi kaldığını bilmiyorum. Yalnız şu namaz kalmıştı. O da (te'hîr edilmekle, tâdilinin terkiyle, âdâb ve erkânına riâyet edilmemekle) ziyana uğramıştır.»




Gudayf bin Haris (RA)'den; Peygamber (A.S.) buyurdular ki:

«Herhangi bir ümmet, Peygamberinden sonra kendi dininde bir şey icad edip ortaya çıkarmışsa mutlaka «Sünnet»'den onun mislini kaybetmiştir.»




Tarikat-i Muhammediyye
İmam-ı Birgivi Muhammed Efendi

Demir Kitabevi



1 Temmuz 2017 Cumartesi

Kadının Hal-i Pür Meali




1850’li yıllara kadar, bütün dünyada ailenin yapısı hemen hemen aynıydı. Erkek evin geçimi sağlar, kadın da ev işleri ile, çocuklarının eğitimi ve yetişmesiyle uğraşırdı. Sanayi devrimi ile beraber evin geçimine kadın da dahil edildi. Bu, görünüşte kadına bir iyilik olarak sunuldu. Fakat patronların gizli niyeti başkaydı. Bu da, kadını ucuz işçi olarak gördüklerinden, kadını istismar ederek zenginliklerine zenginlik katmaktı. Bu maksatla, “Kadınlara özgürlük”, “Ekonomik bağımsızlık” gibi cazip sloganlar ile zaten çok yorucu olan ev işlerine ilaveten kadına bir de geçim yükü yüklendi. Gücünün çok üzerinde yük yüklendiği için de kadının vücut kimyası bozuldu. Günümüz kadının bu halini, “Kadının Hal-i Pür Meali” (Kadının perişan hali) yazısı ile “Bazaar” moda dergisinde Candan Turhan hanım çok güzel dile getirmiş: