22 Haziran 2017 Perşembe

Ramazan-ı Şerif Hatıraları



Bir Gün Sana Döneceğim Ey Mekke!
Hicrî 8. yılın Ramazan-ı Şerif ayı başında Mekke-i Mükerreme’nin fethedilmesine karar verilmişti. Medine-i Münevvere’de Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) emriyle 10 bin kişilik bir ordu toplandı. Müslümanlar bölük bölük, edep ve vakar içinde Mekke’ye yöneldiler. Herkes kendisine gösterilen kapıdan içeriye girmeye başladı. Müslümanlar büyük bir zorlukla karşılaşmadan Mekke-i Mükerreme’yi fethetti.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şehre girince, Hz. Hatice’nin kabrine yakın bir yerde çadırını kurdurdu. 8 sene evvel hicret ederken “Bir gün sana döneceğim ey Mekke şehri!” buyurduğu mukaddes beldedeydi artık.
Bir müddet dinlenen Resûl-i Ekrem Efendimiz, devesi Kasvâ’ya binerek Kâbe-i Muazzama’ya doğru hareket etti. O gün, 20 Ramazan Cuma idi. Kâbe’ye varıncaya kadar Fetih Sûresi’ni okudu ve Kâbe-i Muazzama’yı tavaf etti. Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimiz’e: “Asanı eline alıp putlara dokun.” dedi. Asasıyla putlara vuruyor, putlar birer birer yere düşüyor, Resûl-i Ekrem Efendimiz de; “Hak geldi, batıl muzmahil oldu (yok olup gitti). Muhakkak batıl, daima yok olmaya mahkûmdur…” mealindeki ayet-i kerimeyi okuyordu. Kâbe-i Muazzama böylece putlardan temizlenerek asıl hüviyetine kavuştu. Daha sonra Efendimiz “Fetih Hutbesi”ni okudular.



Bir Kılıca Elli Bin Salavât

Sultan Birinci Mustafa Han, Sultan Genç Osman ve Sultan Dördüncü Murad Han devirlerinde devlete pek çok hizmetlerde bulunan Melek Ahmed Paşa, her sene Ramazan ayının başında hazinesini açar, kıymetli eşyalarını farklı bir usulle satışa çıkarırdı. Mesela bir zırhı bin salavâta, bir kılıcı elli bin salavâta, bir samur kürkü bir hatm-i şerife, bir mercan tesbihi iki bin salavâta, bir tüfengi bir hatm-i şerife verirdi. Herkes pazartesi ve cuma geceleri sözlerini yerine getirirdi.



Dikkat! Diş Kırılabilir…
Osmanlı sadrazamlarından cömertliği ve hayırseverliği ile bilinen Mahmud Paşa, Ramazan ayı geldiğinde hayır hasenatına daha bir önem verirdi. Paşanın sofrasında oruç açanlar, diş kirasına ilaveten her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini, dört gözle beklerlerdi. Çünkü paşa, kazanlarda pilav pişirilirken pilavın içine nohut biçimi verilmiş altınlar attırır ve misafirlerine bu altınları ihsan ederdi.



Yedikıta



İslamı Nasıl Yıkabiliriz?


Bursa Ulucami


İngiliz Casusu Hempher hatıralarında, kendisine verilen,”iki” devlet sırrından bahseder. Bu sırlardan biri, İslamı yıkma çalışmalarının esaslarını teşkil eden ve az sayıdaki casuslara gizli olarak verilen “İslamı Nasıl Yıkabiliriz?” kitabıdır. Bu kitapta geçen yıkım planlarının birçok maddesi “Dinlerarası diyalog ve hoşgörü” prensipleri ile bire bir örtüşüyor. Hempher, bu planları bakınız nasıl anlatıyor:


“1- Müslümanların arasında, ırkçılık, milliyetçilik taassubunu körükleyecek ve onların dikkatlerini, İslâmiyetten önceki kahramanlıklarına çekeceksiniz. Mısır’da Firavunluğu, Îrân’da Mecûsîliği, Irâk’ta Bâbilliği, Anadolu’da eski medeniyetleri ihyâ edeceksiniz.

2- Şu dört şeyi, gizli ve âşikâr yaymak lâzımdır: İçki, kumar, zinâ ve domuz eti. Bu işi yapmak için, İslâm memleketlerinde yaşayan Hıristiyan, Yahûdî, Mecûsî ve diğer gayri Müslimlerden azamî derecede istifâde edilecek.

3- Çıkardığımız meşkalelerle, Müslümanları din kitâbı okumağa, dinlerini öğrenmeğe vakit bulamıyacak hale getireceğiz.

4- Cihâdın geçici bir farz olduğunu, vaktinin son bulduğunu telkîn edeceğiz. İslâm dînine ve İslam ahlâkına bağlı olan kimseleri kötületeceğiz. Din terbiyesinin kaynağı olan âile yuvalarını yok edeceğiz. Bunun için, müstehcen resimleri neşrederek, gençleri fuhşa, livâtaya, cinsî sapıklığa sürükliyeceğiz. İslâm ahlâkını bozunca, İslâmiyeti yok etmek kolay olur.

5- Müslümanlara; Peygamberin, İslâmdan kastının herhangi bir din olduğunu ve bu dînin Yahûdîlik ve Hıristiyanlık da olabileceğini, sadece İslâm dîninin olmadığı inancını aşılıyacaksınız.

6- Müslümanları, ibâdetlerinden uzaklaştırmaya çalışacak ve “Allah insanların ibâdetlerine muhtâc değildir” diyerek, onları ibâdetlerin faydaları hakkında tereddüde düşüreceksiniz.

7- Müslümanların inançlarına bid’atler sokup, İslâmı, gericilik ve terör dîni olmakla ithâm edeceksiniz. İslâm memleketlerinin geri kaldığını, sarsıntılara uğradığını söyleyecek ve böylece onların İslâma olan bağlılıklarını zayıflatmış olacaksınız.

8- Çocukları babalarından uzaklaştırıp, büyüklerinin dînî terbiyelerinden mahrûm kalmalarını sağlayacaksınız. Onları, biz yetiştireceğiz. Çocuklar babalarının terbiyelerinden koptukları an, dinden ve âlimlerden kopmaya mahkûm olacaklardır.

9- Örtünmek gerçek İslâmî bir emir değildi, diyerek kadınların soyunmasını sağlayıp sonra da, gençleri ona karşı tahrîk edip, her ikisinin arasında beraberlik hâsıl olması için çalışacaksınız! Müslümanlığı yok etmek için, bu iş, çok tesîrlidir.

10- Her vesîle ile camiye gidenler arasına kin ve düşmanlık sokarak, cemaat ile namaz kılmayı ortadan kaldıracaksınız.

11- Türbe yapmanın bid’at olduğu gerekçesiyle, hepsinin yıkılması lâzımdır, diyeceksiniz. Ayrıca İslam büyüklerinin kabirleri hakkında, şübheye düşürerek, onları ziyaret etmekten men edeceksiniz.

12- Seyyidlerin, Peygamberlerin soyundan geldikleri husûsunda insanlar tereddüde düşürülecek. Seyyidlerin diğer insanlarla karışmaları, kaybolmaları temin edilecek.

13- Bütün Müslümanlara hürriyetin önemini bahâne ederek, “Herkes dilediğini yapabilir. Emr-i bil-ma’rûf ve nehy-i anil münker ve İslâm ahkâmının öğretimi farz değildir” diyeceksiniz!. Böylece İslamiyetin emir ve yasaklarını ortadan kaldıracaksınız.

14- İslâmın yalnız arabların dîni olduğu fikri yayılacak. Mahalli inançlar desteklenerek, İslâmın yayılması ve Müslüman olmayanlara öğretilmesi faaliyyetleri önlenecek.

15- Hayır müesseselerinin sınırları daraltılacak. Öyle olacak ki, kişi câmi, medrese ve bunlara benzer hayır kurumları yapamaz hâle getirilecektir.

16- Fıkıh kitapları saf dışı edilerek, dinin doğrudan Kur’andan öğrenilmesi için yönlendirme yapılacak. Sonra, Müslümanları Kur’ân hakkında şübheye düşürecek ve içinde noksanlık ve fazlalık bulunan tahrîf edilmiş her dilde Kur’ân tercemeleri hazırlayıp, diyeceksiniz ki: “Kur’ân bozulmuş. Birbirini tutmuyor.” Aynı şekilde, hadisler hakkında da şüphe uyandırılacak. Ayrıca, Arab memleketleri dışında, ezân, namaz gibi ibadetlerin arapça yapılmasını önleyeceksiniz.

17- Misyonerliğin sahasını genişletip, her sınıf ve mesleğe bilhassa doktor, mühendis, muhasebeci v.s. gibi mesleklere sokmalıyız. İslâm memleketlerinde Kilise, okul, hastahâne, kütüphâne ve hayır cemiyyetleri ismi altında propaganda, neşriyât merkezleri açmalı ve bunları, İslâm memleketlerinin dört bir bucağına yaymalıyız. Milyonlarca Hıristiyan kitâblarını ücretsiz dağıtmalıyız. İslâm târîhinin yanında, Hıristiyan târîhini, devletler hukûkunu da neşir etmeliyiz. Kilise ve manastırlara râhib ve râhibe ismi altında câsûslarımızı yerleştirmeliyiz. Bunları vâsıta olarak kullanıp, Hıristiyan hareketlere rehberlik yapmalarını temîn etmeliyiz. Müslümanların her hareket ve fikirlerini öğrenip bize aktarmalarını temîn etmeliyiz. İslâm târîhini bozup, tahrîf edecek ve Müslümanların ahvâl ve dinlerini iyice öğrendikden sonra, onların bütün kitâblarını imhâ edecek, islâm ilimlerini yok edecek, profesör, ilim adamı, araştırmacı gibi isimler altında, bir Hıristiyan ordusu kurmalıyız.”




Dikkatinizi çekerim bu planlar, yaklaşık 250 sene önce yapılmıştır. Uygulamalar da ısrarlı bir şekilde takip edilmiş ve edilmektedir. Bugünkü İslam âleminin perişan haline bakıp yapılan çalışmalarda ne derece başarı elde ettiler, siz karar verin!




Dinler Arası Diyalog Tuzağı
Mehmet Oruç



Kitabın tamamını buradan okuyabilirsiniz.


20 Haziran 2017 Salı

Hamdetmenin Ehemmiyeti




"Nimete hamdetmek, o nimetin zevali (azalmaması veya yok olmaması) için emniyettir."

(Hadîs-i Şerîf, Kenzül-Ummâl)







Peygamberimiz (s.a.v) buyurdular:

"Allâhü Teâlâ bir kuluna nimet verdiğinde kul 'Elhamdülillah' derse Allâhü Teâlâ da buna mukabil şöyle der:

"Kuluma bakın! Ben ona kıymetsiz bir şey verdim. Bunun karşılığında o bana çok kıymetli bir şey takdim etti."





Fazilet Neşriyat



19 Haziran 2017 Pazartesi

Dörtbin Hadîs-i Şerifin Özü




İmam Ebû Davud (rh), beş yüz bin hadîs-i şerîfi hafızasına nakşetmiş idi. Bunlardan seçtiği dört bin sekiz yüz hadîs-i şerîf ile "Sünen-i Ebî Dâvud" denilen meşhur kitabını meydana getirmiştir.

Bu kitap bilhassa islâm fıkhına dâir hükümler için pek muteber bir kaynaktır. Ebû Davud, bu kitabını imam Ahmed ibn-i Hanbel'e göstermiş, o büyük müctehid bu kitabı çok güzel bulmuştur.


Bu kitap "Kütüb-i Sitte'nin" üçüncüsü sayılmaktadır.

Ebû Davud hazretleri demiştir ki: "Ben bu kitabımda dört bin sekiz yüz hadîs-i şerîf topladım. İnsana dîni için bunlardan şu dört hadîs-i şerîf yeter:


1- Amellerin hükümleri, kıymetleri niyetlere göredir.

2- Kişinin kendisine fayda vermeyecek şeyleri terk etmesi, İslamiyetinin güzelliğindendir.

3- Bir mü'min, kendi nefsi için isteyip hoşlandığı şeyi kardeşi için de isteyip hoşnut olmadıkça hakkı ile mü'min olamaz.

4- Helâl de açıktır, haram da açıktır. Bunların arasında ise birtakım şüpheli şeyler vardır. Harama düşmemek için bu şüpheli şeylerden de sakınmak lâzımdır. (Hukuku îslamiye c.1, s.354)




Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



18 Haziran 2017 Pazar

Kuşun Yem Toplaması Gibi Namaz Kılmak




İmam Ahmed isnadı Ebû Hüreyre'ye varan bir hadîste şöyle buyurulduğunu rivayet etmiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bu hadîslerinde buyuruyorlar ki:
«Allahü Teâlâ, rükû ile secdesi arasında belini düzeltmeyen (dik hale getirmeyen) adama rahmet nazarıyla bakmaz.»


Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmaktadır:
«Bu şekil namaz, münafığın namazıdır: Oturur, güneşi gözetir (tenbellik ederek kerâhat vaktine kadar namazı eda etmez). Güneş şeytanın iki boynuzu arasında, bulunduğu zaman (namaz kılmanın haram olduğu zaman) kalkar da namazı dört rekât olarak (kuşun yemi gagasıyla acele acele toplaması gibi) gagalar. O, namazın içinde Allah'ı pek az zikreder.»


Ebu Musa el-Eşarî şöyle anlatıyor: Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir gün ashabına namaz kıldırdı, sonra oturdu. Bir adam içeri girdi, namaza kalktı, rükû ve secdesini (kuşun yemi) gagalaması gibi alelacele kıldı. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
- "Görüyorsunuz ya şu adam bu halde ölse Muhammed (aleyhisselâmın) milletinden hariç olarak ölür. Çünkü o karganın kanı gagaladığı gibi namazını gagalıyor buyurdu.» (Ebu Bekir b. Huzeyme Sahih'inde rivayet etmiştir).



Hz. Ömer'den Peygamberimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

«Her namaz kılanın bir sağında bir de solunda iki melek bulunur. (Kişi) namazı dosdoğru kılarsa kılınan namazı Allah'ın katına çıkarırlar. Hakkıyla kılmazsa sahibinin yüzüne çarparlar.»

Beyhakî yukarıdaki hadisin senedini zikrederek Ubade b. Sâmitten Peygamberimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: «Her kim güzelce abdest alır, sonra namaza kalkar, rükû, sücud ve kıraatini (riayet ederek) tamamlarsa, namaz (hal dili ile), beni koruduğun gibi Allah da seni korusun, der. Daha sonra parlak ve nurlu bir halde göğe doğru yükselir, gök kapıları kendisine açılır, tâ huzur-i ilâhiye varır, sahibine şefaat diler. Şayet (namaz kılan) rükû, sücud ve kıraata (riayet ederek) namazını tamamlamazsa namaz: «Beni heder ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin! Namaz simsiyah bir şekilde göğe yükselir, ama semanın kapıları ona kapanır, yırtık elbisenin dürülüp atıldığı gibi dürülür ve sahibinin yüzüne çarpılır.»


Selmani Farisi Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
"Namaz bir ölçektir, tam hakkını verene o da noksansız verir. Her kim de eksiklik yapar (tam hakkını vermeden kılarsa) Allahü Teâlâ'nın, ölçek ve tartıda hile yapanlar hakkında ne buyurduğunu bilirsiniz.»


Allahü Teâlâ şöyle buyuruyor:
«Ölçekde ve tartıda hile yapanların vay haline!» (Veylün li'l-mutaffifîn!)

Tatfif: ölçekde, tartıda, ölçüde ve namazda eksiklik yapmaktır.
Veyl: Hararetinden cehennemin Allaha sığındığı bir vadidir (denilmiştir.)

İbn Abbas'dan, «Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu» dediği rivayet edilmiştir;
«Sizden biri secde edeceği vakit yüzünü (alnını), burnunu ve ellerini yere koysun. Allahü Teâlâ bana yedi aza üzere secde etmemi emir buyurdu. (Bu yedi aza): alın, burun, iki avuç, iki diz, iki ayağın ön kısımlarıdır. Yine Allahü Teâlâ bana saçı, (durumu bozulmasın diye) toplayıp dürmememi de emretti. Her kim namaz kılar da her uzvun namazdaki hakkını vermezse namazı bitirinceye kadar o organı kendisine lanet okur.»




Kitabül-Kebâir
(İslam Şeriatinde Büyük Günahlar)

İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


17 Haziran 2017 Cumartesi

Namazı Terk Etmek




Allah ü Teâlâ şöyle buyuruyor:

«Sonra arkalarından öyle kötü bir nesil geldi ki, namazı bıraktılar, şehvetlerine uydular, işte bunlar da azgınlıklarının cezasına uğrayacaklardır.» (Meryem: 59)

İbn Abbas «bu âyet-i kerimedeki: EZAUHA (namazı kılmadılar) kelimesinin mânası, namazı tamamıyla bıraktılar anlamında olmayıp, belki vaktinde kılmadılar demektir, demiştir».

Tabiînin büyük imamı Saîd bin el-Müseyyeb de: «Namazı kılmadılar cümlesinin mânası: Öğleni ikindiye, ikindiyi akşama, akşamı yatsıya, yatsıyı sabaha, sabah namazını da gün doğuşundan sonraya kadar geciktirip namazları vaktinde kılmamaktır» diye tefsir etmiş ve sözlerine devamla, «Herhangi bir kimse bu halinde ısrar edip tevbe etmeden ölürse, Allahü Teâlâ onu cehennemde, yatağı çok derin (ve içinde akan maddelerin) tadı çok pis olan «Gayya» deresine atmakla cezalandırır» demiştir.


Allahü Teâlâ başka bir âyetinde şöyle buyurur:
«O namaz kılanların vay haline ki, onlar namazlarından gafildirler» (Maûn:4,5). Yâni namaza aldırış etmeyen, tembel davrananların vay hallerine!

Sa'd b. ebi Vakkas «Peygamberimiz (s.a.v.)'e: «Onlar namazlarından gafildirler» âyetinin tefsirini sorduğumda: «Namaz vaktini geciktirmektir» cevabını verdi demiştir. Yâni, simaları namaz kıldıklarını gösterir, fakat tembellik edip namazlarını geciktirdiklerinden dolayı azabın en çetini «veyl» ile cezalandırılmışlardır.

Denilmiş ki: «Veyl» cehennemde bir vadidir ki içinde, yer yüzünün bütün dağları yürütülse hararetinin yüksekliğinden eriyiverirler, işte böyle bir vadi, namaza karşı isteksiz, vaktinden sonraya bırakanların meskenidir. Ama, kusurlarına tevbe edip Allaha dönüş yapanlar için kurtuluş vardır. Allahü Teâlâ başka bir âyetinde: «Ey iman edenler sizi ne mallarınız, ne evlatlarınız Allah'ın zikrinden (beş vakit namazdan) alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir» (Münâfikun:9). Müfessirler, bu âyette Allah'ın zikrinden kasdolunan mâna beş vakit namazdır, demişlerdir.



Kitabül-Kebâir
(İslam Şeriatinde Büyük Günahlar)

İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


16 Haziran 2017 Cuma

Niyet Düzelince...




Hükümdar Nuşirevan avda iken susamıştı. Biraz ilerde, içinde bir çocuk bulunan bir bahçe görür. Çocuktan su ister. Çocuk "Yanımızda su yok." der.

Nuşirevan bunun üzerine "O zaman bir nar ver." deyince çocuk narı uzatır. Narın tadı Nuşirevan'ın çok hoşuna gider. Çocuktan bir nar daha ister. Bu sırada bahçeyi istimlak etmeğe, almaya niyetlenir. Çocuk bir nar daha verir. Fakat bunun tadı çok ekşidir. Nuşirevan hayret edip;

"Bu nar, az evvelki ağaçtan değil mi?" diye sorar.

Çocuk "Evet" der.

Nuşirevan "O halde tadı nasıl değişti?" diye sorunca çocuk "Belki de hükümdarın niyeti değişmiştir." der.

Bunun üzerine Nuşirevan bahçeye el koyma niyetinden vazgeçerek bir nar daha ister. Bu sonuncu nar ilkinden de tatlı çıkınca çocuğa tadının nasıl düzeldiğini sorar.

Çocuk "Efendim, galiba narlar padişahın niyeti düzelince düzeliyorlar." cevabını verir.




Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat